Türkiye’de siyaset, bir kez daha kamuoyunun vicdanını yaralayan büyük bir skandalla karşı karşıya. Eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı, eski AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya fon soruşturması kapsamında tutuklandı. Ancak bu tutuklama, kamuoyunun beklediği cevapları vermek bir yana, sorulması gereken soruları daha da çoğalttı.
Şimdi herkesin sorması gereken soru açık: Bu işin içinde yalnızca Fatma Betül Sayan Kaya mı var?
Bir dönem devletin en üst kademelerinde görev almış, bakanlık yapmış, iktidar partisinin yönetiminde bulunmuş bir ismin adının böylesine büyük bir finansal soruşturmanın merkezinde yer alması, sıradan bir adli vaka olarak geçiştirilemez. Yani "Fatma Betül Sayan Kaya'yı tutukladık, iş bitti" deyip, birde buradan aklınızca kahramanlık hikayeleri yazamazsınız. Ortada yalnızca bir kişinin yatırım tercihi değil; sermaye piyasalarına duyulan güveni, kamu kurumlarının denetim sorumluluğunu ve iktidarın siyasi hesap verebilirliğini ilgilendiren ciddi bir tablo var.
Savcılığın tutuklamaya sevk yazısında; Özata Denizcilik hisselerindeki işlemlerin zamanlaması, Tera Grubu yöneticileriyle temaslar, yatırım miktarı ve fonların tasfiye kararından bir gün önce gerçekleştirilen satış işlemi üzerinde duruluyor. Mahkeme de Fatma Betül Sayan Kaya hakkında tutuklama kararı verdi. Eşi İlyas Kaya ve eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül ise adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakıldı.
Bütün bunlar ortadayken artık mesele, bir kişinin tutuklanmış olmasıyla kapatılamaz.
İKTİDARIN HABERİ YOK MUYDU?
Şimdi hükümete ve AK Parti yönetimine soruyorum:
AK Parti'nin üst düzey yöneticilerinden birinin böylesine büyük bir finansal işlemler zincirinin içinde yer almasından parti yönetiminin hiç mi haberi yoktu? Bakanlık yapmış, Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş bir ismin bu ilişkileri yürütürken kimseye hesap vermesi gerekmedi mi?
Bu işlemler gerçekleştirilirken ilgili kurumlar neredeydi? Sermaye Piyasası Kurulu ne yapıyordu? Borsa İstanbul neyi takip ediyordu? Denetim mekanizmaları neden zamanında devreye girmedi?
Bir ülkede milyonlarca vatandaş geçim derdiyle boğuşurken, birikimini korumaya çalışırken, sermaye piyasalarında böylesine büyük bir kriz yaşanıyorsa bunun siyasi sorumluluğunu kim üstlenecek?
Daha da önemlisi: Tek sorumlu Fatma Betül Sayan Kaya mı?
Bu ilişkiler ağının başka halkaları yok mu? İşlemlerin arkasında kimler bulunuyor? Kimler bu süreçten haberdardı? Kimler kazanç sağladı? Kimler göz yumdu? Kimler korudu?
Yoksa bütün bu mesele, kamuoyunun öfkesini tek bir isme yönelterek diğer sorumluların gözden uzak tutulacağı bir dosyaya mı dönüştürülecek?
AK Parti yönetimi bu sorulara cevap vermek zorundadır. Çünkü siyasi sorumluluk, işler iyi giderken başarıyı sahiplenmek değil. Yanlışlar ortaya çıktığında da hesap vermeyi gerektirir.
NEDEN BUGÜNE KADAR BEKLENDİ?
Bir başka önemli soru da tutuklama kararının neden bu aşamada verildiğidir.
Fon soruşturması kamuoyunun gündemine geldiğinden beri işlemler, ilişkiler ve elde edilen kazançlar tartışılıyor. Peki, bu dosya ilk gündeme geldiğinde neden bugünkü kadar kapsamlı bir adli süreç yürütülmedi? Hangi aşamada hangi delile ulaşıldı? Soruşturmanın bugünkü noktaya gelmesi neden bu kadar zaman aldı?
Kamuoyunun aklına gelen soruları görmezden gelemeyiz:
Acaba Fatma Betül Sayan Kaya'nın konuşması hâlinde dosyanın başka isimlere uzanmasından mı endişe edildi? Soruşturmanın ilerlemesi için siyasi dengelerin değişmesi mi beklendi? Tutuklama kararı, yalnızca hukuki sürecin doğal sonucu mu, yoksa öncesinde siyasi bir uzlaşma veya anlaşma mı yaşandı? Fatma Betül Sayan Kaya'yı tutuklayıp, milletin gazını almaya çalışanlar ve buradan da bir adaletdestanı yazmaya çalışanlar bilmelidir ki biz sizin bu oyununuzu yemedik.
Bunlar cevaplanmadan kamuoyundaki şüpheler ortadan kalkmayacaktır.
Bu tutuklama, soruşturmanın bütün yönleriyle aydınlatılması ve sorumluların kim olduğunun ortaya çıkarılması gereğini ortadan kaldırmaz. Hukuk herkese eşit uygulanmalı; makamı, siyasi kimliği ve yakınlığı ne olursa olsun hiç kimseye ayrıcalık tanınmamalıdır.
15 TEMMUZ’U UNUTMADIK: “KANDIRILDIK” DEMEK YETERLİ Mİ?
Gelelim meselenin en önemli siyasi boyutlarından birine…
Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi kanlı bir darbe girişimi yaşadı. İnsanlar hayatını kaybetti, O gece yaşananların hesabının sorulacağı, devletin bütün kurumlarının FETÖ yapılanmasından temizleneceği söylendi.
Peki, gerçekten temizlendi mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en yakınındaki isimlerden biri olan başyaveri Ali Yazıcı, 15 Temmuz darbe girişimindeki rolü nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edildi. Yargıtay bu cezayı onadı. Cumhurbaşkanının en yakın çalışma çevresine kadar sızabilen bir yapılanmadan söz ediyoruz.
Bu nasıl mümkün oldu?
Devletin en üst makamının yanı başına kadar yerleşen bir örgütlenme, yıllarca nasıl fark edilmedi? Kimler bu kadroları görevlendirdi? Kimler yükseltti? Kimler korudu? O günlerde devletin en kritik makamlarında görev yapan kişilerin geçmişi, ilişkileri ve bağlantıları yeterince araştırılmış mıydı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçmişte FETÖ yapılanmasıyla ilgili olarak “Kandırıldık” açıklamasını yaptı. Peki, bu açıklama yeterli mi?
Bir kez kandırılmak başka, aynı hataların farklı isimler ve farklı yapılar üzerinden tekrar etmesine göz yummak başkadır. Devlet yönetmek, yalnızca iyi niyet beyan etmek değildir. Devlet yönetmek, kadroları denetlemek, kurumları korumak ve yanlışın hesabını vermektir.
Bugün fon soruşturmasında da aynı soruyu soruyoruz: İktidarın çevresinde yaşananlardan kimlerin haberi vardı? Kimler görmedi, kimler görmek istemedi? Kimler hesap vermekten kurtuldu?
FETÖ konusunda yıllarca millete hesap soranlar, kendi siyasi ve bürokratik çevrelerindeki sorumlulukları da açıklamak zorundadır. 15 Temmuz'da yaşananlar, iktidarın hesap verebilirlik yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; tam tersine daha da ağırlaştırır.
AK PARTİ SEÇMENİNE DE SORUYORUM
Bu yazıyı yalnızca hükümete değil, AK Parti'ye oy veren vatandaşlara da sormak için kaleme alıyorum.
Sizler yıllardır bu partiye destek verdiniz. Bu ülkenin yönetimini emanet ettiniz. Peki, bugün yaşananlar karşısında ne düşünüyorsunuz?
Bir tarafta geçinemeyen emekliler, borç içindeki esnaf, evine ekmek götürmekte zorlanan işçiler ve geleceğinden endişe eden gençler var. Diğer tarafta ise iktidarın üst düzeyinde görev yapmış isimlerin adının milyarlarca liralık finansal işlemlerle anıldığı bir soruşturma bulunuyor.
Sizce bu tablo normal mi?
Bir siyasi partiyi desteklemek, o partinin yaptığı her şeyi savunmak anlamına mı gelir? Yanlış yapan kendi mahallenizden olduğunda susmak mı gerekir? Başka bir partiden biri hakkında soruşturma açıldığında hesap sorulmasını isteyenler, kendi partilerindeki isimler söz konusu olduğunda neden sessiz kalmalı? Sizi kandırmak bu kadar kolay mı? görmüyor musunuz, en çokta size oluyor olan, tabiri caizse "aptal" yerine konuluyorsunuz. Güç sahipleri, size hizmet etsin diye yetki verdikleriniz sizi çantada keklik olarak görüyor.
Sosyal medyada iktidarı savunmak adına herkese hakaret eden, her eleştiriyi düşmanlık sayan, yanlışları örtbas etmeye çalışan hesaplar şimdi ne söyleyecek?
Gerçekten AK Parti'ye sahip çıkmak, yanlışları örtmek midir? Yoksa partinin kendi içindeki yanlışlarla yüzleşmesini istemek midir?
Bir siyasi hareketi ayakta tutan şey körü körüne bağlılık değil, doğruyu yanlıştan ayırabilme cesaretidir.
BU DOSYA BİR KİŞİYLE KAPANAMAZ!
Fatma Betül Sayan Kaya'nın tutuklanması, fon soruşturmasının sonu değil, kamuoyunun cevap beklediği soruların daha da önem kazandığı yeni bir aşamadır.
Bizim istediğimiz, bir kişinin üzerinden siyasi hesaplaşma yürütülmesi değildir. Bizim istediğimiz, bu dosyanın bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarılmasıdır.
Kimler bu işlemlerden haberdardı? Kimler kazanç sağladı? Hangi kurumlar görevini yapmadı? Hangi yöneticiler sorumluluk taşıyor? Siyasi makamlar bu süreçte nasıl bir rol oynadı? şahsen ben bu işin içinden milyarlarca liralık vurgundan en az payı alan kişinin Fatma Betül Sayan Kaya olduğunu düşünüyorum. Bu vurgunun tepesinde kim olduğunu da tahmin ediyorum ama elimde bir kanıt olmadığı için yazmayı doğru bulmuyorum. Ancak biliyorum ki okuyan herkes ne demek istediğimizi de anlayacaktır.
Bunca sorunun cevabı verilmeden, yalnızca bir ismin tutuklanmasıyla kamuoyunun vicdanı rahatlamayacaktır.
Cumhurbaşkanı'na da soruyorum: Devletin en üst makamında bulunan bir siyasi lider olarak, kendi partisinin üst düzey yöneticilerinin adının böylesine büyük bir soruşturmada geçmesi karşısında siyasi sorumluluğunuz nedir? Bu dosyanın sonuna kadar aydınlatılması için hangi adımları atacaksınız?
Hükümete soruyorum: Bu soruşturmanın ucu nereye giderse gitsin, herkesin üzerine gidilecek mi? Yoksa siyasi yakınlıklar devreye girerek bazı isimler korunacak mı?
AK Parti seçmenine soruyorum: Yıllardır savunduğunuz değerler, adalet ve kul hakkı değil miydi? Bugün bu değerlerin gereğini yerine getirmek için yanlışın karşısında durabilecek misiniz?
Türk milleti artık aynı senaryoları izlemek istemiyor. Bir skandal ortaya çıkacak, birkaç gün konuşulacak, bir isim gözden çıkarılacak, ardından dosya unutulacak… Bu ülke böyle yönetilemez!
Ne 15 Temmuz'un hesabı “kandırıldık” denilerek kapatılabilir ne de fon soruşturmasının hesabı yalnızca bir kişinin tutuklanmasıyla verilebilir. Ne olacak yine "Kandırıldık" diyerek geçiştirecek misiniz?
Bu dosya sonuna kadar araştırılmalı, bütün bağlantılar ortaya çıkarılmalı ve kim olursa olsun herkes hukuk önünde hesap vermelidir.
Çünkü bu ülke kimsenin şahsi mülkü, devletin kurumları kimsenin özel şirketi, milletin alın teri de hiçbir siyasi çevrenin kazanç kapısı değildir.