gündemden düşmeyen fon soruşturması, yalnızca portföy yönetim şirketlerini ve yatırımcıların kaybolan birikimlerini değil, bu şirketlerin faaliyetlerine güven kazandıran mekanizmaları da tartışmaya açmalı.
Komediye bak, Tera, Pusula, Hedef ve Atlas portföy yönetim şirketlerine ait 10 yatırım fonuna İslami finans ilkelerine uygunluk belgesi verildiği ortaya çıktı. Faiz hassasiyeti bulunan, parasını dinî inançları doğrultusunda değerlendirmek isteyenlere sunulan bu belgeler, fonların belirli İslami finans ilkelerine uygun olduğu yönünde bir güven oluşturuyor.
Peki, bu güvenin arkasında nasıl bir hukuki ve kurumsal yapı var?
Birileri çıkıyor, bir vakıf kuruyor. Ardından kendince alanında uzman isimleri bir araya getirerek bir danışma komitesi oluşturuyor. Sonra da kendi belirlediği esaslar doğrultusunda belgeler düzenliyor. Üzerine birkaç imza, bir mühür, renkli bir çıktı...
Peki, bütün bunlar o belgeye resmî bir geçerlilik mi kazandırıyor?
Bir vakfın kendi adına hazırladığı dinî uygunluk belgesi, devlet tarafından verilmiş bir ruhsat veya SPK onayı değildir. Ancak bu belgelerin sektörel kabul görmesi için belirli akreditasyon ve düzenlemeler bulunuyor. Türkiye Katılım Bankaları Birliği'nin (TKBB) 29 Ocak 2025 tarihli kararı da katılım bankalarının TEFAS üzerinden aracılık edeceği fonlar için icazet belgesinin belirli akreditasyon şartlarını taşımasını öngörüyor.
İşte tam da bu noktada sorulması gereken soru şu: İKTİSAT Vakfı hangi yetkiye, hangi akreditasyona ve hangi denetim mekanizmasına dayanarak bu belgeleri düzenledi?
İKTİSAT Vakfı'nın yönetiminde kimler var?
İslam İktisadı Araştırmaları Vakfı (İKTİSAT), söz konusu belgelerin bir bölümünü düzenleyen kuruluş olarak gündeme geldi. Vakfın yönetim kurulu, mütevelli heyeti, istişare kurulu ve danışma komitesinde çok sayıda akademisyen, eğitimci, iş insanı ve araştırmacı bulunuyor.
Yönetim Kurulu:
Prof. Dr. Servet Bayındır – Yönetim Kurulu Başkanı
M. Naci Canbay – Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
Dr. Fatih Orum – Yönetim Kurulu Üyesi
Dr. Yahya Şenol – Yönetim Kurulu Üyesi
Ayşe Ulya Özek – Yönetim Kurulu Üyesi
Mütevelli Heyeti:
Prof. Dr. Servet Bayındır
M. Naci Canbay
Abdullah Bayındır
Abdurrahman Yazıcı
Ayşe Ulya Özek
Canan Tatar
Erdem Uygan
Dr. Fatih Orum
Fikri Bayındır
Hakan Kurt
Hasan Mustafa Arslan
İbrahim Mutlu
Kübra Ertürk
Mustafa Evli
Sefa Yazıcı
Yahya Atıcı
Dr. Yahya Şenol
İKTİSAT'ın istişare kurulunda hangi isimler bulunuyor?
Vakfın 25 Ocak 2020 tarihli yayımlanmış istişare kurulu listesinde şu isimler yer alıyor:
Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır – Akademisyen
Prof. Dr. Ahmed Faruk Aysan – Akademisyen
Ali Tan – İş insanı
Ayhan Karahan – İş insanı
Engin Tuncer – İş insanı
Hüseyin Dinçel – İş insanı
Prof. Dr. Mehmet Saraç – Akademisyen
Yunus Aksu – İş insanı
Doç. Dr. Yusuf Dinç – Akademisyen
Dr. Zeynep Hafsa Orhan – Akademisyen
Bu listenin 25 Ocak 2020 tarihli olduğunu özellikle belirtmek gerekiyor. Dolayısıyla isimleri güncel görev listesi olarak değil, vakfın yayımladığı tarihli istişare kurulu listesi olarak değerlendirmek gerekir.
İKTİSAT Danışma Komitesi'nin üyeleri
Vakfın açıklamasına göre İKTİSAT Danışma Komitesi beş akademisyenden oluşuyor. Komite üyeleri ve uzmanlık alanları şöyle:
Prof. Dr. Servet Bayındır – Başkan; Fıkıh ve İktisat Uzmanı
Doç. Dr. Yusuf Dinç – Başkan Yardımcısı; İktisat ve Finans Uzmanı
Doç. Dr. Abdurrahman Yazıcı – Fıkıh ve İktisat Uzmanı
Dr. Fatih Orum – Fıkıh Uzmanı
Dr. Yahya Şenol – Fıkıh Uzmanı
Vakfın kendi açıklamasında danışma komitesinin kurum ve kuruluşlardan gelen soruları değerlendirdiği, kararlarını yazılı olarak sunduğu ve toplantılarını belirli bir karar yeter sayısıyla gerçekleştirdiği belirtiliyor.
Burada dikkat çekici olan, fonlara verilen dinî uygunluk belgelerinin arkasında yalnızca birkaç imzanın değil, geniş bir kurumsal yapının bulunmasıdır. Şahsen şöyle düşünüyorum bu fon vurgunu o kadar kurumsal bir düzende işlemiş ki her şey bu vurgunun gerçekleşebilmesi için düzenlenmiş dizayn edilmiş. Yani planlı programlı ve ciddi anlamda bütün detayalar en ince ayrıntılarına göre düşünülerek kurgulanmış bir soygun bu.
İcazet belgeleri karşılığında bağış alındı
Konunun en dikkat çekici ayrıntılarından biri de bu vakfın kurucu başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyesi Prof. Dr. Servet Bayındır'ın yaptığı açıklama.
Bayındır, İKTİSAT Vakfı'nın Tera'dan söz konusu belgeler karşılığında vakıf hesabına bağış aldığını açıkladı. Bu bağışların öğrencilere burs olarak dağıtıldığını belirtti.
Şimdi soruyoruz:
Bu bağışların miktarı ne kadardır? Hangi tarihlerde alınmıştır? Hangi fonlar için hangi hizmetler karşılığında bağış yapılmıştır? Bağış miktarının belirlenmesinde hangi ölçütler esas alınmıştır? Bu mali ilişki, icazet kararlarının bağımsızlığı bakımından herhangi bir çıkar çatışması riski doğurmuş mudur?
Bir vakfın bağış alması başlı başına suç değildir. Öğrencilere burs verilmesi de elbette kıymetli bir faaliyettir. Ancak bir finans kuruluşuna dinî uygunluk belgesi veren yapının aynı kuruluştan para alması, mali ilişkinin bütün ayrıntılarıyla incelenmesini zorunlu kılar.
Çünkü burada sıradan bir bağış ilişkisinden değil, yatırımcıların dinî hassasiyetleri üzerinden güven oluşturulan bir finansal mekanizmadan söz ediyoruz.
Belgenin sınırları nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Servet Bayındır, yaptığı açıklamada değerlendirmelerinin fonların kuruluş belgeleri ve izahnameleri üzerinden gerçekleştirildiğini; fonların fiilen hangi varlıklara yatırım yaptığının ve portföy işlemlerinin denetlenmesinin kendi komitelerinin görev alanında bulunmadığını ifade etti.
Bu açıklama da tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Vatandaş, parasını bir fona yatırırken karşısında dinî uygunluk belgesi gördüğünde ne anlamalıdır? Bu belge yalnızca fonun kuruluş aşamasındaki dokümanlarının incelendiğini mi gösterir, yoksa fonun faaliyetlerinin de belirli aralıklarla kontrol edildiği anlamına mı gelir?
Eğer bir komite fonun fiilî işlemlerini takip etmiyorsa, yatırımcıya bu durum açıkça anlatılmış mıdır? Belgenin üzerinde bu sınırlamalar yeterince belirtilmiş midir? Fonun faaliyetleri ile belgeyi düzenleyen kuruluşun değerlendirmesi arasında aykırılık ortaya çıkarsa kim sorumluluk üstlenecektir?
İşte bunlar cevaplanmadan, yalnızca imzalı ve mühürlü bir belge üzerinden yatırımcıya güven verilmesi kabul edilemez.
Sadece imzalar değil, bütün yapı araştırılmalı
Bizim talebimiz açık: Fon soruşturması kapsamında yalnızca portföy yönetim şirketlerinin faaliyetleri değil, bu şirketlere dinî uygunluk belgesi veren danışmanlık yapılarının faaliyetleri de incelenmelidir.
İKTİSAT Vakfı'nın kuruluşundan bugüne kadar yürüttüğü faaliyetler, fon şirketleriyle kurduğu ilişkiler, düzenlediği belgeler, aldığı bağışlar, mali kayıtları, karar defterleri ve danışmanlık sözleşmeleri soruşturma kapsamında değerlendirilmelidir.
Bu inceleme yalnızca belgelerin altında imzası bulunan birkaç isimle sınırlı kalmamalıdır. Yönetim kurulu, mütevelli heyeti, danışma komitesi, istişare kurulu ve vakfın diğer organlarının karar süreçleri de araştırılmalıdır.
Kim hangi kararı aldı? Hangi belge hangi incelemeye dayanılarak düzenlendi? Fon şirketleriyle yapılan anlaşmalarda kimlerin imzası bulunuyor? Bağışlar hangi kararlar karşılığında alındı? Vakfın mali kaynakları nasıl kullanıldı? Verilen belgelerin kapsamı ve sınırları yatırımcılara doğru biçimde anlatıldı mı?
Bu soruların yanıtları ortaya çıkarılmalıdır. Soruşturma sonucunda sorumluluğu veya suça iştiraki tespit edilen herkes, görevi ve unvanı ne olursa olsun hukuk önünde hesap vermelidir.
İnsanların dinî hassasiyetlerini kullanmak bu kadar basit olmamalı!
Türkiye'de milyonlarca insan, faizden uzak durmak ve parasını inançları doğrultusunda değerlendirmek istiyor. Bu insanların hassasiyetleri, finans piyasasında bir güven unsuruna dönüştürülüyorsa bunun çok daha ağır bir şeffaflık ve hesap verebilirlik sorumluluğu olmalıdır.
Kimse bir vakıf kurup birkaç kişiyi bir araya getirerek, kendi oluşturduğu komiteye belge imzalatarak milyonlarca liralık fonların arkasında dinî güvence bulunduğu izlenimini sınırsız biçimde oluşturamamalıdır.
Bir belgenin üzerinde akademik unvanların, imzaların ve mühürlerin bulunması, o belgenin hangi yetkiye dayandığı sorusunu ortadan kaldırmaz. Hele ki söz konusu olan insanların yıllarca çalışarak, dişinden tırnağından artırarak biriktirdiği paralar ise hiç ortadan kaldırmaz.
Soruyorum: İKTİSAT Vakfı hangi akreditasyona dayanarak bu belgeleri düzenledi? Tera'dan alınan bağışların kapsamı ve karşılığı neydi? Fon soruşturması kapsamında vakfın bütün mali ve idari faaliyetleri incelenecek mi?
İnsanların inançlarını ve dinî hassasiyetlerini kullanarak finansal güven oluşturmak bu kadar basit olmamalı. Bu ülkede yalnızca paranın değil, insanların inançlarının ve güveninin de hesabı sorulmalıdır.