İçeriğe geç
Son dakika
Son dakikaPolitikaGündem

YENİ SİYASETİN GETİRDİKLERİ

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne taşıdığı ve devlet hayatımızın temel yapı taşlarını oluşturan kurumlar vardır. Bunlar,…

Dr. Ramazan KubatGüncelleme: 6 Ekim 2026 16:513 dk okuma4 okunma
Dr. Ramazan Kubat
Fotoğraf: kurum içi
Paylaş

Dr. Ramazan Kubat

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne taşıdığı ve devlet hayatımızın temel yapı taşlarını oluşturan kurumlar vardır. Bunlar, Cumhuriyetimizle yaşıt olmanın ötesinde, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesiyle özdeşleşmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin harcında yer almış kurumlardır. Cumhuriyet Halk Partisi de bu kurumların başında gelmektedir.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde son iki yılda yaşananlar, daha doğrusu bu partiye yaşatılanlar; içine sürüklendiği kaotik ortam ve ortaya çıkan diğer sorunlar, aklıselimle değerlendirildiğinde yalnızca bir parti içi mesele olarak görülemez. Türkiye’nin siyasi hayatında meydana gelen bu tablo, doğrudan doğruya Türk demokrasisinin işleyişini ve kurumsal yapısını ilgilendiren sonuçlar doğurmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, demokratik bir hukuk devletidir. Demokrasinin sağlıklı biçimde işlemesinin temel şartlarından biri de iktidarın karşısında güçlü, etkin ve sorumlu bir muhalefetin bulunmasıdır. Muhalefet, yalnızca iktidara karşı çıkmakla görevli değildir; iktidarın yanlışlarını göstermek, kamu adına denetlemek, alternatif politikalar üretmek ve gerektiğinde ülkeyi daha doğru kararlar almaya yönlendirmek gibi önemli bir sorumluluk da taşır.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türk siyasi hayatında ana muhalefet partisi olarak bu sorumluluğu üstlenmiş köklü bir siyasi kurumdur. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi’nin zayıflatılması, bölünmesi, kendi içerisinde sürekli bir çatışma ve kargaşa ortamına sürüklenmesi yalnızca parti mensuplarını ilgilendiren bir mesele değildir. Böyle bir tablo, Türk demokrasisinin sağlıklı işleyişine de zarar vermektedir.

Partiler elbette eleştirilebilir, yönetimleri değişebilir, siyasi anlayışları zaman içerisinde farklılaşabilir. Ancak siyasi rekabetin kurumları yıpratacak, demokratik mekanizmaları işlevsizleştirecek ve toplumun siyasete olan güvenini sarsacak bir noktaya taşınması, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir durumdur.

Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde son dönemde yaşanan gelişmeleri de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Partiyi bölen, parti içerisinde sürekli bir çatışma ve fitne ortamı oluşturan, siyasi mücadeleyi kurumsal sınırların dışına taşıyan anlayışların, nihayetinde yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi’ne değil, Türk demokrasisine de zarar verdiğini düşünüyorum.

Tarih, siyasi mücadelelerin ve alınan kararların gerçek sonuçlarını er ya da geç ortaya koyar. Bugün yapılanların hesabı belki hukuki veya maddi anlamda değil, ancak milletin vicdanında mutlaka görülecektir. Çünkü Türk milleti, devletinin ve demokrasisinin güçlü olmasını isteyen fertleriyle birlikte, siyasi kurumların yıpratılmasının doğuracağı sonuçları değerlendirecek ferasete sahiptir.

Bizler, “Devlet-i Ebed Müddet” fikrine inanmış Türk insanları olarak devletimizin sulh ve selameti, Cumhuriyetimizin temel değerleri ve Türk demokrasisinin sağlıklı biçimde yaşatılması için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek zorundayız. Bunun bedeli kimi zaman haksızlığa uğramak, mağdur edilmek veya siyasi baskılarla karşılaşmak olsa dahi, doğru bildiğimiz yoldan ayrılmamamız gerektiğine inanıyoruz.

Çünkü mesele yalnızca bir siyasi partinin geleceği değildir. Mesele, Türkiye’de demokratik hayatın ve siyasi kurumların geleceğidir.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin içerisinde bulunduğu bu gemi, bütün siyasi hesapların ve kişisel çekişmelerin üzerinde tutulmalı; sahil-i selamete çıkarılmalıdır. Eğer bu başarılabilirse bundan kazançlı çıkacak olan yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi olmayacaktır. Asıl kazanan Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk demokrasisi olacaktır.

Bu inançla, partimizin ve Cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne taşıdığı demokratik mirasın arkasında durmaya devam edeceğiz. Atatürk’ün açtığı demokrasi yolunda yürümekten, Cumhuriyetin temel değerlerini savunmaktan ve Türkiye’nin demokratik geleceğine sahip çıkmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.

Çünkü biliyoruz ki siyasi mücadeleler gelip geçicidir; devlet ve millet ise kalıcıdır. Makamlar değişir, kadrolar değişir, siyasi dengeler değişir. Fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin geleceği, bütün bu değişimlerin üzerinde tutulması gereken en büyük meseledir.

Ve bizim düsturumuz bellidir:

“Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz,
Bu yol ki Hak yoludur, dönmek bilmeyiz yürürüz.”

Bu haberde bir hata mı var? Düzeltme talebinde bulunun.

Yorumlar

Yorumlar moderatör onayından sonra yayımlanır. Hakaret, reklam ve kişisel veri içeren yorumlar yayımlanmaz.

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Bunlar da ilginizi çekebilir