
TBMM Genel Kurulu'nda Mekke Anlaşması'nın onaylanmasına ilişkin teklifin görüşmelerinde YENİ Partili Murat Emir, anlaşmanın Türkiye'yi Yemen'de askeri yükümlülük altına sokabileceğini savundu. Emir, 10 yıllık çekilme sınırına dikkat çekti ve anlaşmayı 'ihanet seviyesinde' buldu.
(TBMM) - TBMM Genel Kurulu'nda Mekke Antlaşması'nın onaylanmasına ilişkin kanun teklifinin tümü üzerindeki görüşmelerde konuşan YENİ Parti Grup Başkanvekili ve Ankara Milletvekili Murat Emir, anlaşmanın Türkiye'yi Yemen'de askeri yükümlülük altına sokabileceğini savunarak, "Mehmetçiği Yemen çöllerine göndermek için bu anlaşmayı getirdiler" dedi. Emir, anlaşmanın 10 yıl boyunca olağan çekilme imkanını sınırladığını belirterek, "En fazla bir yılınız kaldı. Siz geçicisiniz. Siz böyle bir anlaşma yapamazsınız" ifadelerini kullandı. Anlaşmayı "ihanet seviyesinde" olarak nitelendiren Emir, iktidarın ABD'den meşruiyet aradığını ve Türkiye'nin Filistin politikasına da zarar verdiğini öne sürdü.
TBMM Genel Kurulu'nda, Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi'nin tümü üzerindeki görüşmelere geçildi. Görüşmelerde şahıslar adına söz alan YENİ Parti Grup Başkanvekili ve Ankara Milletvekili Murat Emir, eleştirilerini sıraladı.
"Sayın Hulusi Akar'ın önemli bir komutan ve iyi bir asker olduğunu bilirdik. Buna bir kez daha tanık olduk. Mekke Antlaşması'nın nasıl bir ihanet olduğunu fark etmiş, burada 20 dakika her şeyden bahsetti. Bir tek Mekke Antlaşması'ndan bahsetmedi. Kenarından geçti. Çünkü Mekke Antlaşması'nın tutulacak hiçbir yeri yok, arkadaşlar. O da fark etmiş. Teşekkür ederiz, Sayın Akar." diyen YENİ Partili Emir, şöyle konuştu:
"Bitmiş, tükenmiş bir siyasi iktidar. Ekonomisi dibe vurmuş, derin bir krizdeki ülkeyi yönetirken ve adaleti yerle bir olmuş. Adaleti sopa gibi kullanır. Demokrasisini katletmiş. Kendi seçilmişlerine, kendi demokrasisine darbe yapmış. Anayasası'nı her defasında çiğneyen bir siyasi iktidar, hele de bir fon soygunu ile artık duvara iyice dayandığını, kaçacak yeri kalmadığını, bir yerlerden mutlaka para bulması gerektiğini fark edince işte bu anlaşma önümüze geldi.
"BU TOPRAKLARDA BULAMADIKLARI MEŞRUİYETİ AMERİKA'DA ARIYORLAR"
Derin bir meşruiyet krizleri var ve ancak ve ancak 86 milyondan alamadıkları, bu topraklarda bulamayacakları meşruiyeti Amerika'da arıyorlar, Trump'tan arıyorlar. İşte Trump'tan meşruiyet almak adına, Trump bunların sırtını sıvazlasın diye Mehmetçiği Yemen çöllerine göndermek için bu anlaşmayı getirdiler. Bu anlaşmanın arka planı budur. Hiç kimse bize efendim aktör oluyoruz, efendim oralardaki boşluğu biz dolduracağız, efendim Türkiye Yüzyılı palavralarını yutturamaz. Öyle bir şey yok. Ülkeler elbette ki büyüdükçe askeri kabiliyetlerini arttırırlar ve bunu da zaman zaman ihraç ederler. Biz de Türkiye'nin bu kabiliyetlerini ihraç etmesinden gurur duyarız. Ama burada yapılan başka bir şey. Siz Yemen'e, siz Arabistan lehine, siz İsrail lehine, siz Amerika'nın taşeronluğu adına Türk askerini yolluyorsunuz. Türk askerinin mübarek kanını çöllere dökmek üzere oylama yapacaksınız birazdan. Bunu kabul etmiyoruz. Adamlar her şeyi söylüyorlar. Açık açık söylüyorlar.
"BÜYÜK BİR VEBAL ALTINDASINIZ"
Açık açık diyorlar ki: 'Bizim artık Orta Doğu'da işimiz yok.' Bir yük paylaşımı stratejileri var. Artık bizim burada taşıdığımız yükü, çünkü bizim kullanacağımız ülkeler taşısın diyorlar. ve oradan hemen Türkiye Cumhuriyeti atlıyor. Evet, biz varız diyor. Sıranın başında Türkiye Cumhuriyeti. Bakın, Mısır girecekti, Mısır girmedi. Mısır sizden akıllı çıktı. Efendim, biz orada olalım, olmayın diyen yok ki. Mesela Yunanistan, Suudi Arabistan'a Patriot gönderiyor. Siz de gönderin. Zaten yapıyorsunuz, yapılmalı da. veya değerli arkadaşlar, mesela İngiltere Eurofighter'ı Suudi Arabistan'a Husilerle savaşsın diye gönderiyor. Siz de yapın varsa kabiliyetiniz. Ama oraya Mehmetçiği göndermeyin. Elinizde sadece Mehmetçik var. Dünyanın neresinde kriz olursa geçiyor, gönderelim. El alem otursun. Onların taşeronluğunu yapalım. Biz buna asla razı değiliz. Büyük bir vebal altındasınız. Büyük bir günaha gireceksiniz. Önümüzdeki yıllarda orada sıcak çatışmalara Türk askeri girdiği zaman her birinin vebali her birinizin boynunda olacak. Bunu bilerek oylarınızı kullanın.
"TRUMP, BİTMİŞ, TÜKENMİŞ TOPAL ÖRDEK"
17 Ağustos'ta Trump'a soruyorlar. Mekke Antlaşması diyorlar. Nasıl buldunuz? Diyor ki: 'Mekke Antlaşması'ndan çok memnunum. Ülkeler artık yükümüzü paylaşıyor.' İşte benim anlattıklarımı Trump söylemiş. Bunları ben uydurmadım. Aynı şekilde 13 Ekim'de Trump'a, 'Türkleri sahaya sürecek misiniz?' diye soruyorlar. 'Türkleri sahaya sürecek misiniz arkadaşlar?' sorusuna Trump şöyle diyor: 'Bunu yapabilirim. Evet. Erdoğan'ın kendisinden ne istersem yapacağını düşünüyorum.' Siz düşünüyor musunuz? Siz düşünüyor musunuz arkadaşlar? Buna izin verecek misiniz? Trump isteyecek, Erdoğan kabul edecek, siz de parmak kaldıracaksınız. Biz buna milletimiz adına itiraz ediyoruz. Hem de ne Trump. Bitmiş, tükenmiş, topal ördek. En son NATO'da geldi. F-35'ler geliyordu. CAATSA yaptırımları kalkıyordu. Senato'da, Kongre'de güçlüyken bile bunları yapamadı, yapmadı. Şimdi bundan sonra nasıl yapacak? Trump ne zaman size bir kelime söylese Türkiye'de yerinizde duramıyorsunuz, havalanıyorsunuz, dünya lideri diyorsunuz. Ama dünya lideri yapa yapa Mısır'ın yapmadığını, başka ülkelerin yapmadığını, neredeyse Suriye'nin yapmadığını, Irak'ın yapmadığını, Mısır'ın kaçtığını dünya lideri yapıyor. Çünkü arkadaşlar, kimse bu ölçüde kendi devletine ihanet etmiyor.
"AMACINIZ İSRAİL'İ RAHATLATMAK"
Sadece ülkenize mi ihanet ediyorsunuz? Hayır. Filistin davasına da ihanet var burada. Şimdi meydanlarda, alanlarda 'Ey Netanyahu!' Tamam, güzel. Filistin'e destek mitingleri, Gazze'ye gözyaşları. Tamam, güzel. Ama siz İsrail'in ayağının altındaki dikenleri temizleyen değil misiniz? Bakın, siz gözyaşı döker gibi göründünüz o katliamlar yapılırken. Arkadan ticarete devam ettiniz. Çimento yolladınız, çelik tel yolladınız, petrol yolladınız, her türlü mühimmatı yolladınız. Önce reddettiniz, sonra kabul ettiniz, sonra değiştirip yokmuş gibi yapıp ticarete devam ettiniz. Ama şimdi yok etmek üzere asker ve teknik destek yollayacağınız Husiler var ya, Husiler Tel Aviv'e füze gönderen tek güçtü, biliyor musunuz? Biliyorsunuz. İşte o nedenle yolluyorsunuz. Amacınız İsrail'i rahatlatmak. Efendim, biz İsrail'e karşı pakt kurduk. İsrail'e karşı pakt kurduysanız burada Irak niye yok? Suriye niye yok? En büyük düşmanları onlar. Çünkü siz aslında Türkiye'de sanki İsrail karşıtıymış gibi yapıyorsunuz ama tüm politikalarınız Netanyahu'nun politikaları. Çünkü Trump'la Netanyahu ortak çalışıyorlar. Siz de bütün talimatları Trump'dan alıyorsunuz. Bu kadar basit. Bakın, Sayın Namık Tan bahsetti. Erdoğan'ın Husilerle ilgili ve Yemen'le ilgili görüşlerinde büyük bir dalgalanma var. Bazen beğeniyor, bazen beğenmiyor.
"EN FAZLA BİR YILINIZ KALDI, SİZ GEÇİCİSİNİZ, SİZ BÖYLE BİR ANLAŞMA YAPAMAZSINIZ"
Bazen Suudi Arabistan'ın yanında, bazen Husilerin yanında. Neye göre şekilleniyor Erdoğan'ın duyguları ve düşünceleri? O günkü konjonktüre göre. Eğer o gün Suudi Arabistan'la hatları bağlamışsa, ticaret yapılıyorsa, oradan dolar gelme ihtimali varsa oradaki Husilere karşı en ağır sözleri söylüyor 2015'te. Sonra Kaşıkçı davası meselesi çıkıyor. Suudi Arabistan'la sorunlar başlıyor. Bu kez Husileri takdir ediyor. Orada, 'İlk bombayı kim attı, bir bakın bakayım.' diyor. Suudi Arabistan attı, diyor. Ondan sonra dönüyor tekrar. Yukarıdan talimat geldi. Rus sivilleri oradan temizlemek lazım. Oradaki Babülmendep'i açmak lazım. Kızıldeniz'den petrol sevkiyatını rahatlatmak lazım. İsrail'i, Amerika'yı rahatlatmak lazım. O zaman işte tekrar eski dostunu keşfediyor. Eski dostu Suudi Arabistan kralı. Dolayısıyla Erdoğan'ın duygularıyla, Erdoğan'ın günlük menfaatleriyle böylesine bir diplomatik söze girilemez. Öyle bir anlaşma ki, değerli arkadaşlar, 10 yıl çıkış yasağı var. ya sizin şurada bir yılınız kaldı. En fazla bir yılınız kaldı. Siz geçicisiniz. Siz böyle bir anlaşma yapamazsınız. Siz şimdi parmaklar kalkacak, inecek, bu anlaşmayı kabul ettik diyeceksiniz. Türkiye Cumhuriyeti kalan 9 yıl boyunca bu saçma sapan, bu ihanet seviyesindeki anlaşmadan çıkamayacak. Böyle bir anlaşma var mı? NATO böyle bir anlaşma mı arkadaşlar? Buna benzer bir anlaşma örneği var mı? Gelir söylersiniz. Sadece bu bile ne kadar ezik olduğunuzun, ne kadar mahcup olduğunuzun ve ne kadar Amerika'nın talimatlarından bir milim ayrılamayacağınızın açık göstergesi. Sadece bu bile.
"METNİN TÜRKÇE'SİNİ YAZMIYORSUNUZ"
Mahcubiyet o kadar büyük ki 5 Ekim'de toplanıyorlar. Bildiri yayınlıyorlar. Bildirinin tarafları Suudi Arabistan, aynı şekilde Pakistan ve Türkiye. Suudi Arabistan resmi internet sitesine o bildiriyi koyuyor. Pakistan koyuyor çünkü onlar ciddi devletler. Bakın, kimle kıyasladığıma dikkat edin. Suudi Arabistan ve Pakistan ama bizim devletimiz Türkiye Cumhuriyeti. Sayın Hulusi Akar'ın dediği gibi Alparslan'dan beri bin yıldır devletiz değil mi Anadolu'da? Ama o bildiriyi Dışişleri Bakanlığı sitesine koyacak kadar cesaretiniz yok. Koymamışsınız. Bu şu demek: Gerektiğinde oraya askeri güç sevkiyatını derhal yapmak konusunda taahhüt altına girmişsiniz. Askeri kuvvetlerin krallıkta hızla konuşlandırılması diyorsunuz. Türkçesi bu. Bunu yazamadığınız için de Türkçesini yazmıyorsunuz. Ama bu anlaşmanın metninin bir yerinde de var ki eğer diyor, tercümeyle ilgili bir sıkıntı çıkarsa 'İngilizce metin geçerlidir.' diyor. Yani burada biz rahatız. Merak etmeyin. Biz şunlarla bunlarla görüştük. Türk askeri oraya gitmeyecek diyenlere buradan, eğer kulak veriyorlarsa, bir kez daha uyarmak isteriz. Gerçek metin burada, buradadır. Aradaki anlaşmalar buradadır ve Türkiye Cumhuriyeti maalesef oraya gerektiğinde askeri kuvvetler göndermeyi de kabul etmiştir.
"BİZE GÖRE İHANET SEVİYESİNDE BİR ANLAŞMA"
Şimdi Ensarullah yani Husilerin asıl organize oldukları güç. Amerika buna terör örgütü diyor. Yine Suudi Arabistan buna terör örgütü diyor. Biz henüz demiyoruz. Birleşmiş Milletler de Ensarullah'ı terör örgütü listesine almamış. ve bu anlaşmanın metninde de okuyoruz ki terör örgütlerine karşı ortak mücadele ve ortak müdahale sözü de veriyoruz. Dolayısıyla siz eğer bir idari kararla bu siyasi iktidar, arkadaşlar, eğer Ensarullah'a 'Evet, bu terörist örgüttür.' derse işte o zaman bu anlaşmanın gereği olarak yine Yemen çöllerine Türk askerini de, Türk askeri varlığını da derhal gönderme ve oradaki mücadeleye fiilen sokma yetkisi alıyorlar. Neresinden baksanız dökülen, neresinden baksanız ihanet dolu, neresinden baksanız gitmekte olan ve Türkiye'nin kendileri yüzünden ağırlaşan sorunları altında ezilen bir siyasi iktidarın son çırpınışlarının ürünü olan bir anlaşma. Bize göre ihanet seviyesinde bir anlaşma. ve bu anlaşmayı, değerli arkadaşlar, Anayasa'yı hiçe sayarak üç ay boyunca Meclis'e getirmediler. Bir sayfa var. O sayfanın içinde ne olduğu belli değil. İçeriği belli değil. Kapsamı belli değil. Kimin hangi taahhütleri verdiği belli değil. ve bunun üzerinden bakanlar toplantı yaptı. Biraz önce benim bahsettiğim 5 Ekim Riyad toplantısı yapıldı. Bunun bildirgesi yayınlandı. Buna göre taahhütlere girildi. Buna göre Genelkurmay Başkanları gitti. Dışişleri Bakanları geldi. Savunma Bakanları geldi. Övündüğünüz bu heyet İran'a gitti, orada görüşmeler yaptı. Aslına bakarsanız hepsinde Anayasa çiğnedi."




