Trump yönetiminin diplomatik hamleleri Rusya'ya meşruiyet kazandırırken Ekim 2026'da Starshield'a getirilen yaklaşık 160 km/sa hız sınırı bazı Ukrayna İHA'larının bağlantısını kesti. Bu kısıtlama Ukrayna ordusunun operasyonel kapasitesini zayıflattı.
Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Trump yönetiminin Rusya-Ukrayna Savaşı'na yönelik diplomatik hamlelerini ve enerji politikaları ile teknolojik bağımlılığın savaşın geleceğine etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.
***
2022 yılı, uluslararası sistemde yalnızca yeni bir savaşın başladığı tarih değil, devletlerin tehdit algılarının, ittifak tercihlerinin, ekonomik bağımlılıklarının ve askeri güç kullanım biçimlerinin yeniden değerlendirildiği tarihsel bir kırılma noktasıdır. Rusya'nın 24 Şubat 2022'de Ukrayna'ya yönelik geniş çaplı askeri müdahalesi, iki ülke arasında 2014'ten itibaren süren çatışmayı yeni bir aşamaya taşıdı. Bununla birlikte, savaş küresel düzeyde zaten gelişmekte olan büyük güç rekabetini daha görünür kıldı, güvenlik mimarisindeki değişimler hızlandı ve konvansiyonel savaşın geride kaldığı yönündeki bazı varsayımları yeniden tartışmaya açtı.
Keza Rusya-Ukrayna ilişkilerindeki bir kırılmayı değil, transatlantik ilişkilerin sınandığı bir savaş sürecini değerlendiriyoruz. Bu bağlamda CIA Direktörü John Ratcliffe'in Ağustos 2026'da Moskova'ya gerçekleştirdiği ziyaretin ardından, ABD Başkanı Donald Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner'in Moskova ve Kiev'de yürüttükleri diplomatik temaslar önemli. Bu ziyaretler, Washington'ın savaşın geleceğini şekillendirmek amacıyla diplomatik girişimlerini yoğunlaştırdığını gösterdi. Girişimlerin yalnızca barış arayışı üzerinden değil, büyük güç diplomasisi, ekonomik çıkarlar ve yaptırımların müzakere aracı olarak kullanılması üzerinden de değerlendirilmesi gerekiyor. Nitekim 2026 yazından itibaren enerji tesisleri ve kritik altyapılara yönelik saldırıların savaşın önemli boyutlarından biri haline gelmesi, Trump yönetimi açısından istenmeyen ekonomik ve siyasi sonuçlar doğurdu.
Özellikle yükselen enerji fiyatları, 3 Kasım 2026'da yapılacak ABD Kongre ara seçimleri öncesinde Washington üzerinde önemli bir baskı oluşturdu. Çünkü Trump, yeniden başkanlık koltuğuna oturmadan önce iki önemli vaadi öne çıkardı, savaşları sona erdirmek ve ABD ekonomisindeki sorunları çözmek. Ancak gelinen noktada Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, ABD ve İsrail'in İran'la yürüttüğü savaşın enerji piyasaları üzerindeki etkileri de ABD ekonomisi açısından yeni maliyetler doğurdu. Dolayısıyla Trump'ın seçim öncesinde çözmeyi vadettiği iki mesele, yani savaşlar ve ekonomik sorunlar, bugün birbirini daha fazla besleyen bir sorunlar bütününe dönüştü. Bu nedenle Trump'ın Rusya-Ukrayna Savaşı'na yönelik son diplomatik hamlelerini yalnızca çatışmayı sona erdirme arayışı olarak değerlendirmek yeterli değildir.
Rusya'ya diplomatik meşruiyet, Ukrayna'da teknolojik baskı
Bu süreçte iki önemli diplomatik kırılma ve bunların ardından ortaya çıkan teknolojik güç mücadelesi üzerinde durmak gerekiyor. İlki 15 Ağustos 2025'te Alaska'da gerçekleştirilen Trump-Putin Zirvesi'nde yaşandı. Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i ABD topraklarında ve iki büyük gücün liderlerinin eşit düzeyde müzakere yürüttüğü bir diplomatik zeminde ağırlayarak, Rusya'nın Batı tarafından siyasi açıdan tecrit edilmesine yönelik yaklaşımda önemli bir değişimin habercisi oldu. Burada yalnızca iki liderin görüşmesinden söz etmiyoruz. Aynı zamanda Rusya'nın yeniden büyük güç diplomasisinin merkezinde yer aldığı bir süreçten söz ediyoruz. Zirvenin hemen ardından, 18 Ağustos 2025'te Trump'ın önce Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yi Oval Ofis'te, ardından da Avrupalı liderlerle birlikte Beyaz Saray'da ağırlaması, bu yeni diplomatik yaklaşımın önemli bir göstergesiydi. Trump'ın görüşmelerde süreci yönlendiren ve müzakerenin çerçevesini belirleyen aktör olarak öne çıkması, transatlantik ilişkilerdeki güç asimetrisini de görünür kıldı. Ortada henüz bir barış yok fakat Rusya, savaşın geleceğinin tartışıldığı büyük güç diplomasisinde yeniden merkezi muhataplardan biri haline geldi. Alaska'yı yalnızca başarısız bir barış zirvesi olarak değil, Moskova'nın uluslararası siyasi görünürlüğünün yeniden güçlendiği bir eşik olarak da okumak gerekiyor.
İkincisi Ekim 2026'da Trump yönetiminin Rusya ile dizel tedariki konusunda vardığı anlaşma üzerinden ortaya çıktı. Washington'ın Rus enerji ürünlerine yönelik bazı yaptırımlarda geçici esneklik göstermesi, ekonomik baskı araçlarının diplomatik pazarlığın bir parçası haline geldiğini gösterdi. Üstelik bu adımın temelinde yalnızca Rusya'yı müzakere masasına çekme amacı yoktu. İran merkezli savaşın enerji piyasaları üzerindeki etkileri ve yükselen yakıt fiyatlarının ABD iç siyasetinde yarattığı baskı da Trump'ın önceliklerini şekillendiriyordu. Rusya'nın enerji ihracatını sınırlandırarak savaş ekonomisine maliyet yüklemeyi hedefleyen yaklaşımıyla Trump'ın enerji fiyatlarını düşürme arayışı arasında belirgin bir çelişki ortaya çıktı. Washington Moskova üzerindeki ekonomik baskıyı belirli ölçüde esnetirken Kiev üzerindeki siyasi baskıyı artırmaya başladı. Burada Alaska Zirvesi ile başlayan süreçte Rusya'nın diplomatik muhataplığı güçlendirildi, dizel anlaşmasıyla da enerji piyasaları üzerinden ekonomik bir teşvik mekanizması oluşturuldu. Bu ise Rusya'nın tüm yaptırımlardan kurtulduğu veya uluslararası sisteme tamamen geri döndüğü anlamına gelmiyor. Ancak Washington'ın Rusya'yı yalnızca sınırlandırılması gereken bir aktör olarak değil, belirli ekonomik tavizlerle müzakereye yönlendirilebilecek bir büyük güç olarak değerlendirmeye başladığını gösteriyor.
Ukrayna'ya Starlink baskısı
Ancak asıl mesele, askeri ve teknolojik bağımlılığın bir siyasi baskı aracına dönüşebilmesi. Savaş alanındaki üstünlük yalnızca bir devletin kaç tanka, uçağa veya füzeye sahip olduğuyla değil, bu sistemlerin etkin kullanımını sağlayan bilgi akışının sürekliliğiyle de yakından ilişkilidir. Ukrayna'nın 2025'te gerçekleştirdiği Örümcek Ağı Operasyonu bu dönüşüm açısından dikkat çekiciydi. Rusya'nın derinliklerindeki askeri hava üslerinde bulunan stratejik bombardıman uçaklarını hedef alan operasyon, küçük insansız sistemlerin, gizli lojistik hazırlığın, uzaktan kontrolün ve istihbaratın bir arada kullanılmasının önemini gösterdi. Operasyonun niteliği doğrudan bir siber saldırıdan ziyade, ağ destekli ve uzaktan yönetilen insansız sistemlerle gerçekleştirilen bir askeri harekattı. Ukrayna'nın Ekim 2026'da Rus enerji altyapılarına, büyük elektronik ticaret şirketlerinin lojistik merkezlerine ve özellikle Yandex veri merkezlerine yönelik İHA saldırıları, savaşın hedef alanının ne ölçüde genişlediğini gösterdi. Bu saldırılar fiziksel altyapıya zarar vermekle birlikte dijital ödeme sistemleri, bulut hizmetleri, çevrim içi ticaret ve veri işleme faaliyetlerinde de aksamalara yol açtı.
Asıl kopuş, 2022'de Starlink'in Ukrayna açısından sağladığı iletişim avantajının, 2026'da aynı teknolojinin kullanım koşulları üzerinden ortaya çıkan yeni bir güvenlik tartışmasına dönüşmesidir. Elon Musk'ın SpaceX şirketine ait Starlink altyapısına dayanan askeri Starshield hizmeti, Ukrayna'nın özellikle insansız hava araçlarının yönetimi, hedef bilgilerinin aktarımı ve operasyonel koordinasyonu açısından kritik bir unsurdur. Ekim 2026'da Starshield sistemine getirilen yaklaşık 160 km/sa hareket hızı sınırı, bu eşiği aşan bazı İHA'ların uydu bağlantısını kaybetmesine ve Ukrayna ordusunun operasyonel kapasitesinin zayıflamasına yol açtı. [1] Olay, internet hızının düşürülmesi değil, hareket halindeki askeri araçların belirli koşullarda haberleşme imkanlarının sınırlandırılmasıdır. Kısıtlamanın, Trump'ın Rus enerji tesislerine yönelik Ukrayna saldırılarının durdurulmasını istediği bir dönemde gelmesi, kararın siyasi gerekçeleri hakkında önemli tartışmalara yol açtı. Asıl dikkat çekici olan, 2022'de Ukrayna'nın direniş kapasitesini güçlendiren teknolojik desteğin 2026'da stratejik bir kırılganlığa dönüşebilmesidir. Artık savaş alanında belirleyici olan yalnızca silaha sahip olmak değil, o silahın etkin biçimde kullanılmasını sağlayan bilgi akışını, haberleşme ağlarını ve teknolojik altyapıyı kimin kontrol ettiğidir.
[1] https://apnews.com/article/starlink-starshield-ukraine-russia-war-shahed-spacex-pentagon-385eb944f6c34990bdf21f624416b820
[Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.


