İçeriğe geç

Ekrem İmamoğlu'nun İBB Davası'ndaki savunması sürüyor: “Ey Erdoğan, bu kalleş düzenden, bu yürütülen iş ve işlemlerden kendini de koru”

İBB Davası'nda savunmasına dördüncü günde de devam eden Ekrem İmamoğlu, "Bu bir siyasi davadır. Türkiye'de son 2 yılda yapılan her iş muhalefet aleyhine, gazetecilere, sivil toplum…

15 dk okuma0 okunma
Ekrem İmamoğlu'nun İBB Davası'ndaki savunması sürüyor: “Ey Erdoğan, bu kalleş düzenden, bu yürütülen iş ve işlemlerden kendini de koru”
Fotoğraf: Haberler.com
Paylaş
Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle
Ekrem İmamoğlu'nun İBB Davası'ndaki savunması sürüyor: “Ey Erdoğan, bu kalleş düzenden, bu yürütülen iş ve işlemlerden kendini de koru”
17.10.2026 - 12:54
Güncelleme: 17.10.2026 - 12:55
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

İBB Davası'nda savunmasına dördüncü günde de devam eden Ekrem İmamoğlu, "Bu bir siyasi davadır. Türkiye'de son 2 yılda yapılan her iş muhalefet aleyhine, gazetecilere, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, iş insanlarına, her yapılan operasyon siyasidir. Bu ülkeye ihanet operasyonlarıdır" dedi. İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da "Bu kalleş düzenden, bu yürütülen iş ve işlemlerden kendini de koru. Bir hemşehri olarak, Sayın Cumhurbaşkanı, seni uyarıyorum" diye seslendi. İmamoğlu, Melih Geçek'in yeniden tutuklandığını açıkladı ve "Bunun adı pusu. Bunun adı arkadan vurmak. Bunun adı zulüm. Bunun adı yanlı yargı. Güdümlü yargı" diye konuştu

Haber: Esra TOKAT - Zuhal ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) - İBB Davası'nda savunmasına dördüncü günde de devam eden Ekrem İmamoğlu, "Bu bir siyasi davadır. Türkiye'de son 2 yılda yapılan her iş muhalefet aleyhine, gazetecilere, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, iş insanlarına, her yapılan operasyon siyasidir. Bu ülkeye ihanet operasyonlarıdır" dedi. İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da "Bu kalleş düzenden, bu yürütülen iş ve işlemlerden kendini de koru. Bir hemşehri olarak, Sayın Cumhurbaşkanı, seni uyarıyorum" diye seslendi. İmamoğlu, Melih Geçek'in yeniden tutuklandığını açıkladı ve "Bunun adı pusu. Bunun adı arkadan vurmak. Bunun adı zulüm. Bunun adı yanlı yargı, güdümlü yargı" diye konuştu

Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 sanıklı İBB davasının 101'inci günü, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görülüyor.

Ekrem İmamoğlu savunması için salona geldiğinde izleyiciler "Cumhurbaşkanı İmamoğlu", "Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz", "Birleşe birleşe kazanacağız" ve "Başkanlar dışarı, foncular içeri" sloganını attı.

İmamoğlu, savunmasına "Gönül isterdi ki, 600 gün sonra savunma yapacağımız bir yargı düzeni bu ülkede olmasın. Ama ne yazık ki bu bize yaşatılıyor" sözleriyle başladı. İmamoğlu, savunmasının daha önce farklı biçimlerde hazırlandığını belirterek, şöyle konuştu:

"Tabii benim savunmam ilk iki etapta çok daha genişti, farklı bir formdaydı. İlk başta talep ettiğim savunmayı başka bir formda hazırlamıştım. Oldukça genişti. Sonra 'en son yapalım' takdirinden sonra yine de daha fazla, daha geniş bir hazırlığım olmuştu. ve o hazırlık daha fazla bir zaman alacaktı aslında; olamadı. Sonra malumunuz bahsettiğim gibi bir kitaba dönüştürdüğüm bir özeti vardı o ikinci savunmamın. Epeyce bir özetiydi aslında. Bugün geldiğimiz noktada aslında bu birebir bunun dördüncü versiyonu gibi de bakabiliriz. Yani ikinci celsenin bitiminde yapmış olduğum bu savunmanın da aslında daha farklı bir formata dönüştüğünü, hem gelişen olayların hem yaşananların daha fazla etkilediği ve ne yazık ki Türkiye'de, yani üç ay öncesiyle bugün arasında bile nasıl bir türbülansın yaşandığını, çok yönlü türbülansın yaşandığını ve bu türbülansın bütün oluşumlarının tamamının bizim burada duruş oluşumuzla ilişkili olduğunu, sizlere ve aziz milletimize sunma gayretinde olduğum bir savunma akışına dönüştü."

İmamoğlu, savunmasının bugün uzun olmayacağını belirterek, "Bir aslında bitişi tasarladığım bir şekliyle sizlere ve kıymetli halkımıza sunuşumu yapacağım. Ama akşamdan sabaha bu yargılamayı derinden etkileyen olaylarla karşı karşıya kalıyoruz" dedi.

"ESENYURT'A ATANAN KAYYUM AK PARTİ SİYASETİ YAPTI"

İmamoğlu, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'e yönelik operasyonun yıl dönümüne dikkati çekerek, şunları söyledi:

"Dün gece çalışmalarımı bitirdikten sonra, düzeltilen televizyon yayını sisteminden dolayı, iki gün üzerine televizyona biraz bakabildim. ve İstanbul'da bu operasyonların başladığı iki yıl önce, tam da bu günlere geliyor yıl dönümü. 30 Ekim'de, sevgili Ahmet Özer başkanımıza yapılan operasyonla beraber el konan, vurgun yapılan milli irade vurgunuyla birlikte Türkiye'nin en büyük ilçesi, 1 milyonu aşan, belki fiili yaşayanlarının 1 milyon 200 bin, 300 bin civarında olduğunu bildiğimiz Esenyurt'a kayyum atandı.

Ve bu kayyum atandıktan sonra, aslında devletin bir mülki amiri olmasına rağmen, bu kayyum bayağı bildiğiniz AK Parti siyaseti yaptı. Çok net yakın bir coğrafya, evimin, yaşamımın, hayatımın olduğu Beylikdüzü ile iç içe bir alan olduğu için de her yaptığı işlem ve eylemden haberdar oldum. Hatta bu kişi kaymakamken bir anda vali yardımcısı yapılıyor operasyondan önce, sonra o pozisyondan bu operasyon yapıldıktan sonra ısmarlama kayyum olarak atanıyor. Yani düşünün ki Esenyurt'a operasyon yapılacağı belli, kimin atanacağı belli. Önceden konumlandırılıyor İçişleri Bakanlığı tarafından, sonra kayyum olarak atanıyor. Bu kadar, yani bu kadar tesadüfün iğne deliği meselesi. Bu milletin huzurunda, gözünün önünde yapılıyor bunlar."

"KASA EVLERİ, GİZLİ KASALAR, KİRALIK KASALAR"

İmamoğlu, dün gece televizyon ekranlarında gördüğü görüntüler üzerinden iddianamede yer alan "kasa evi" ve "gizli kasa" ifadelerini eleştirdi ve Esenyurt Belediyesi'ne yönelik operasyonda gözaltına alınan, kayyum Can Aksoy'un göreve getirdiği Yusuf Ulutaş'ın evinde yüklü miktarda döviz ve altının bulunduğunu hatırlattı. "Dün akşam görüntüleri gördüğümde, bir kasa. Bu kelimeleri hatırlayacaksınız bu iddianameden. Bir 'kasa evi' olduğunu gördük. 'Gizli kasa'ların olduğu bir yeri gördük. Bu iddianamede, bu iftiraların atıldığı bu iftiranamede kasa evleri, kasa odaları, gizli kasalar, bankalardaki gizli kiralık kasalar gibi nice tarifleri gördük ve okuduk" diyen İmamoğlu, şunları kaydetti:

"Okumayı bırakın, yayladaki mini minnacık bir kasayı bile gizli kasa diye bu ülkenin bütün ahlak, bütün terbiye, iffet sınırlarını yerle bir eden TRT'nin ekranlarından izledik. ve bu şekilde tariflenen ne varsa bu iftiranamede, hep diyorum ya, kişi kendinden bilir işi misali, bunu yazanlar ve yazdıranlar gizli kasa nedir çok iyi biliyorlar. Bunu yazanlar ve yazdıranlar kasa evleri nedir çok iyi biliyorlar. Bunu yazanlar ve yazdıranlar, bir değil 5-10 tane bankada kiralık gizli kasalar nedir çok iyi biliyorlar. Vallahi biliyorlar, billahi biliyorlar. Bakın bunu iddia etmiyorum, iddiayı aştı artık, o benim damarlarıma yerleşti. Tekrar ediyorum, vallahi biliyorlar, billahi biliyorlar."

"Yazanların ve yazdıranların muhtemelen tarlalarında gömü var. Muhtemelen kuyuların dibinde altın var. Muhtemelen bunlar benim burada öğrendiğim Hawala diye bir sistemi kullanıyorlar. Muhtemelen buradaki insanlar döviz bürolarıyla ortak çalışıyorlar" diyen İmamoğlu, şöyle devam etti:

"Muhtemelen bunu yazanlar ve yazdıranlar, yurt dışında İsviçre'de, Lüksemburg'da orada burada hesapları var. Muhtemelen bunu yazanların ve yazdıranların, o zihniyetin offshore'da hesapları var. Benim yok. Arkadaşlarımın yok. Ne gizli kasa var, ne para kuleleri var, ne başka bir şey var. Millete yapılan zulüm var. Bu milletin cebinden çalınan paralar var. 570 milyar doları, 5 tane aksiyonla burada size yansıttım."

İmamoğlu, görüntüleri yayımlanan evde bulunduğu belirtilen para, saat ve mücevherlere ilişkin de "Soruşturma böyle yürütülür biliyor musunuz? Delille olur, ispatla olur, tespitle olur" dedi. İmamoğlu, şöyle konuştu:

"BİR MUHALİF BELEDİYE BAŞKANI OLSAYDI..."

"Şimdi bir hayal edin. Muhalif bir belediye başkanına, muhalif bir belediyenin, yani ben Cumhuriyet Halk Partisi belediye başkanı iken bana operasyon yapıldı. Bugün muhalif, adı Yeni Parti olsun veya X olsun. Muhalif bir belediyede bir belediye başkan yardımcısına yönelik bir operasyon yapılacak. Bir para evi bulunacak, bir para kasası bulunacak. 7 milyon dolar şu bu falan filan, neyse Allah bilir arkasında neler çıkacak ve bu 1,5 senede, bu 1,5 senede o kayyum oraya ne kadar AK Parti'de görev yapmış, ne kadar AK Parti'de bürokrat varsa, kadın kollarından, gençlik kollarından ya da AK Partili bir belediyeden bir başkan yardımcısı vesaire vesaire dolduracak. Onlarla görev yapacak. Cumhuriyet Halk Partili veya Yeni Partili veya X muhalif partili birisi bu şekilde kendi partileri kurduğu kadronun içinden bir başkan yardımcısı bir evi parayla dolduracak, ziynet eşyasıyla dolduracak ve savcılık gidecek sadece başkan yardımcısını gözaltına alıp, 5-10 tane de ona işte iltisaklı iş adamı vesaireyi gözaltına alacak, sonra da tutuklayacak. Böyle mi olurdu acaba? Yoksa oradaki belediye başkanını, meclis üyelerini… Çünkü niye? Yetmiyor, meclisi de düşürmesi lazım, meclis üyelerini aynen Esenyurt'ta yaptığı gibi."

"AHMET ÖZER NİYE GÖREVİNE İADE EDİLMİYOR?"

Görevden alınan ve daha sonra tahliye edilen Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in görevini iade edilmesi gerektiğini savunan İmamoğlu, şöyle konuştu:

"'Yolsuzluk' dediler Esenyurt'ta, bir yıl, bir yılı aşkın süre Ahmet Özer hapis yattı. O bir yıl yatarken meğerse Esenyurt'ta götürmüşler. Nasıl diyorum götürmüşler? Bak kimseyle ilgili böyle bir şey söylemedim. Ayan beyan ortada çünkü. Ayan beyan ortada. Peki hani operasyon? Hani kayyum nerede? Niye tutuklanmadı? Niye gözaltına alınmadı? Koca bu yargının içindeki bu insanların, bu hukuksuzluğu, bu ahlak dışı, hukuk cinayeti diye tarif edilecek bir eylemi yaptı. Çıkıp niye bir tanesi Ahmet Özer'den özür dilemiyor? Niye Ahmet Özer görevine iade edilmiyor?"

"BU BİR SİYASİ DAVADIR"

İmamoğlu, İBB Davası'na ilişkin değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

"Ne varsa yaşanmış olan, siyasidir. Bugün bu iftiraname; her kelimesiyle, her harfiyle siyasidir. ve bunu aziz milletimize ve benim canım yurttaşlarıma, doğusuna, batısına, güneyine, kuzeyine, AK Partilisine, MHP'lisine, DEM'lisine, İYİ Partilisine, YENİ Partilisine, bütün partilere, bütün siyasi görüşe sahip insanlarına, Alevisi'ne, Sünni'sine, Kürt'üne, Türk'üne, Laz'ına, Çerkes'ine ilan ediyorum:

Bu bir siyasi davadır. Türkiye'de son iki yılda yapılan her iş muhalefet aleyhine, gazetecilere, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, iş insanlarına, her yapılan operasyon siyasidir. Bu ülkeye ihanet operasyonlarıdır.

"MAHKEMENİN ÜZERİNE SİYASETİN GÖLGESİNİ DÜŞÜRTMEYİN"

Çok önemli bir konuyu da sadece size anlatacağım. Çok çok önemli Sayın Başkan, lütfen haberdar olmadığınızı düşünüyor ve umut ediyorum. Üç gündür devamlı söyledim. Benden önce çıkan tutuklular da söyledi. Ne dedik? Bizimle ilgili kararı siz ve heyetiniz verin dedik Sayın Başkanım, sayın heyet. Bu mahkemeye siyasetin ya da yargı mensubuyken siyasallaşmış karakterlerin gölgesini düşürtmeyin, dedik. Biz bunu başarmanızı arzu ettik, etmeye ve bu ümidi kendi adımıza değil, yüce Türk yargısı adına ve sizin şahıslarınız adına temenni ediyorum, diliyorum, arzuluyorum. Fakat belli ki birileri kararı size bırakmamaya yemin etmiş. Dün bunun çok acı ve vahim bir örneğini yaşadık Sayın Başkan."

İMAMOĞLU, MELİH GEÇEK'İN YENİDEN TUTUKLANDIĞINI AÇIKLADI: "YEDİNCİ TUTUKLAMA DEĞİL, 'YEDEK TUTUKLAMA'"

İmamoğlu, Melih Geçek'in dün tekrar tutuklandığını açıklayarak SEGBİS üzerinden ifadesinin alınmasına ilişkin ayrıntıları anlattı. İmamoğlu, şöyle devam etti:

"Melih Geçek kim biliyor musunuz? Melih Geçek, ben gencecik yaştayken tanıdığım, böyle evi barkı olan, yuvası olan, genç yaşta evlenmiş, bakın bir şey söyleyeceğim, burada kimse alınmasın, hepinizin masumiyetine yürekten inanıyorum. Ama şurada en masum beş kişi kim deseniz, ben bir tanesi Melih Geçek derim. Masumiyetine bütün hücreme kadar inanıyorum bak, bu kadar eminim, bu kadar eminim.

Melih Geçek, dün duruşma sabahı, sabah öncesi savcı, başsavcı vekili, bütün kötü eylemlere imza atanlardan birisi, ismini verecektim ama şimdi vermiyorum, o kirli ellere bir fırsat vermemek için vermeyeceğim ismini, apar topar, apar topar ifadeye çağırılıyor. Melih Geçek'i ifadeye alıyor SEGBİS'le. ve Melih Geçek'e SEGBİS'te İSBAK'ta bir firmayı soruyor. O firmada Melih Geçek daha öncesi sigortalı çalışmış. 2009 öncesi. 'Bu diyor burada yüzlerce ihale almış' diyor. O da diyor ki: 'Yok' diyor, 'Benim bildiğim 2 ya da 3 tane ihale almıştır' diyor."

İmamoğlu, Geçek'in ifadesi sırasında başka bir kişinin araştırılmasını önerdiğini, ancak bunun kayda geçirilmediğini söyleyerek şöyle devam etti:

"İfadesini alıyor, anlatıyor Melih, gayet samimi, içten bir şekilde ifadesini veriyor. Diyor ki: 'Melih kardeş' diyor, 'Sen'… Kardeşi ben ekledim. 'Sen bir 15 gün daha düşün. Bir hazırlık yap, bir hafızanı tazele. Ben seni bir daha ifadeye çağıracağım.' Diyor ki o da masumiyetiyle, 'Ben duruşmaya katılabilirim değil mi?' diyor. 'Tabii, tabii, katıl' diyor. 'Sen bir 15 gün bir çalış' diyor, 'Ben seni hatta diyor, hafta sonu aldırırım' diyor, 'Hafta içi de değil, hafta sonu aldırırım, sen gene duruşmalarına katılırsın' diyor."

İmamoğlu, Geçek'in daha sonra cezaevine döndüğünü ve yeniden SEGBİS'le ifadesinin alındığını belirterek, şunları söyledi:

"PLANLI, TASARLANMIŞ, MELİH'İN CEZAEVİNE DÖNÜŞÜ BEKLENİYOR"

"Beni tek başıma götürüyorlar. Arkadaşlarım daha sonra geliyor. Geldiklerinde o olaya şahit olan bir arkadaşım, avukat görüşmemde seslenerek diyor ki: 'Melih'i tekrar SEGBİS'e aldılar.' Bakın, bizim cezaevine dönüşümüzü bekliyorlar, Sayın Başkan. Planlı, tasarlanmış, mahkeme kurulmuş, Melih'in cezaevine dönüşü bekleniyor, Sayın Başkan, sayın heyet. Sabah alınan ifadede Melih'le ilgili havale yok, mahkemeye havale yok, hiçbir şey yok. Tek başına, tek başına Melih'i cezaevine girer girmez SEGBİS'e alıyorlar, mahkemeye çıkartıyorlar. Mahkemeye havale dahi edilmemiş Melih'e tutuklama kararı veriyorlar. Bu tesadüfün iğne deliği değil mi, Sayın Başkan, Sayın Heyet? Yedek tutuklama! Bu utanmazlık değil de nedir? Hani 15 gün sonra bir daha ifade verecekti Melih. Omurgaları darmadağın olmuş, dans eder gibi burada ifade veren bir müptezelin, bana daire başkanlığı yapmış bir müptezelin bir ifadesi üzerine Erol Naim'in bir ifadesi üzerine, 'Bu arkadaşımı dün sabah ifadesini alıyorsun, 15 gün sonra seni çağıracağım' diyorsun, akşama tutuklama veriyorsunuz."

İmamoğlu, savunmasında mahkeme heyetine yönelik eleştirilerini de şöyle sürdürdü:

"Sayın Başkan, sayın heyet bulunduğunuz kürsüde ahtapotun kolları var. Görüyorsunuz ya da göremiyorsunuz. Ahtapotun kolları var. Sandalyenizin etrafında, bilgisayarlarınızın içinde ahtapotun kolları var. Melih'i sabah tutuklamaya sevk etmemiş ki. Öyle olsa resmi evrakta yazar. Ama gün içinde hangi talimat gitmişse, hangi tuzak kurulmuşsa, hangi pusu kurulmuşsa Melih akşam tutuklandı. Yedek tutuklama yapıldı. Bu 'adil yargılama' öyle mi? Burada bir adil yargılama var. Biz de adil yargılamada savunma yapacağız öyle mi? Kim kimi kandırıyor? Bunun adı pusu. Bunun adı arkadan vurmak. Bunun adı zulüm. Bunun adı yanlı yargı, güdümlü yargı.

"KALLEŞLİK NE ZAMAN KAMU KURUMLARININ İÇİNE GİRDİ?"

Sayın Başkan, sayın heyet, soruyorum milletim, ey halkım, aziz milletimiz soruyorum; kalleşlik ne zaman bizim kültürümüze girdi? Kalleşlik bizim ne zaman kamu kurumlarının içine girdi? Kalleşlik var mıdır ya? 'Evladım, senden iyi kalleş olur, kalleş ol' diye tavsiyen var mı annesinden babasından? Var mı? Ben duymadım. Bu topraklarda kalleşlik diye bir tavsiye ben duymadım. Dilimizde bunları tarif edecek ağız dolusu laflar var ama ben bunları edemiyorum şu anda. Ama iyi biliyorum ki ne dinimizde var, ne bu toprakların inançlarında var, ne bu canım ülkenin irfanında var, ne bu canım ülkenin erdeminde var, yok, oğlu yok."

İmamoğlu, ailesinden gördüğü değerlere de atıfta bulunarak, "Bazen bu olaylar olduğunda dönüyorum, anacığımı düşünüyorum, babacığımı düşünüyorum, dedelerimi düşünüyorum, hepsini gördüm, ninelerimi düşünüyorum, büyük dedelerimi gördüm, onları düşünüyorum. Ben kimseyle böyle bir tavsiye olarak büyümedim. Hiç kimsenin de böyle bir yol haritasıyla büyüdüğünü bu topraklarda düşünmüyorum. İnanmak istemiyorum; bir kişinin bile" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da seslenen İmamoğlu, "Buradan uyarıyorum. Eyyy Sayın Cumhurbaşkanı; bu kalleş düzen, bu kurulu, pusu düzeni, pusu sisteminden kendini de koru. Bir hemşehri olarak, Sayın Cumhurbaşkanı, seni uyarıyorum. Bu kalleş düzenden, bu yürütülen iş ve işlemlerden, akşamdan sabaha, sabahtan akşama Türkiye'yi yöneten bir insanın bunlardan haberi olmayacağını, buna vakit bile ayırmayacağını bilerek, bu kalleşlikten sen dahi kendini koru. Seni uyarıyorum." diye konuştu.

"BEN MELİH'İ 6 AY GENEL MÜDÜR ATAMADIM, BEKLETTİM"

İmamoğlu, Melih Geçek'in İBB'deki görevine nasıl getirildiğini anlatarak kendi yönetim anlayışına ilişkin şu ifadeleri kullandı:

"Melih ahlaklı ama bir o kadar da tutarlı, bir o kadar da mert, bir o kadar da cesur biliyor musunuz? Melih sessiz, sakin, kendi halinde, herkese saygılı ama bir o kadar da kararlıdır. Mücadelecidir. Melih, benim yol arkadaşım, siyaset yaptı gençlik kollarında. Bana yöneticiler 'Melih Genel Müdür olacak, istiyoruz olmasını' dedikleri de altı ay beklettim, daha iyisini bulun dedim. Ben Melih'i genel müdür atamadım, biliyor musunuz? Bak başkaları kardeşini, abisini, ablasını, dayısını, genel müdür, bakan yardımcısı atamak için o da odayı gezip Cumhurbaşkanına onaylatırlar ama ben atamadım. Ona az güvendiğim için, yeteneklerini bilmediğim için değil, tam aksine yol arkadaşım, siyaset yaptık birlikte deyip altı ay beklettim. Genel sekreter orada, insan kaynakları danışmanı orada, altı ay beklettim. Altı ay sonra önüme getirdiler, dediler ki üç kişi var ama 'yine biz Melih'i istiyoruz' dediler, ben de ondan sonra Melih'e onay verdim."

İmamoğlu, Geçek'in daha sonra genel müdürlük yaptığını ve operasyon kapsamında tutuklandığını söyledi.

"TÜRKİYE'NİN BUGÜN İÇİNDE BULUNDUĞU ŞARTLARI BU ÜLKENİN KADERİ OLARAK GÖRMÜYORUM"

Savunmasında Türkiye'ye ilişkin de değerlendirmelerde bulunan İmamoğlu,şunları söyledi:

"Ben Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu şartları bu ülkenin kaderi olarak görmüyorum. Ben, kaderin bu ülkenin, bu yurttaşların nasıl yaşayabileceğinin, yine bu yurttaşların kendi ellerinde olan bir süreç olduğunu düşünüyorum. Yoksulluk kaderimiz değildir. Adaletsizlik kaderimiz değildir. Korku kaderimiz değildir. Kutuplaşma kaderimiz değildir. Sinmek kaderimiz değildir. Bir kişiye esir olmak, kaderimiz hiç değildir. Gençlerimizin başka ülkelerde gelecek araması kaderimiz değildir. Kadınların kendilerini güvende hissetmediği bir ülke kaderimiz değildir. Depremde betonların altında 50-60 bin insanın ölmesi kaderimiz değildir. Çalışanın yoksul kaldığı, emeklinin geçinemediği, emeklinin torununa 5 lira, 10 lira dahi veremediği bir ülke kaderimiz değildir. Çiftçinin toprağından uzaklaştığı, köylerin boşaldığı, üretimin olmadığı, açlığın sefaletin kol gezdiği, bu ülkenin kendine yetemeyen bir ülke olduğu biçimi kaderimiz değildir. Girişimcinin önünü göremediği, burada üretemediği, burada yapamadığı buluşları dünyanın başka ülkelerinde yapıp biz de buradan gurur duyuyoruz, seninle buradan el sallamak kaderimiz değildir.

"VATANDAŞIN KENDİ DEVLETİNDEN KORKTUĞU BİR DÜZEN KADERİMİZ DEĞİLDİR"

Bizim insanımız yeteneksiz değildir. Bizim insanımız yeteneklidir. Dünya, havada uçan araba, ters dönüp tekrar konan arabayı gösteriyor şovunu yapıyor. Bu şovu yapan ülkenin başındaki adam bizimle dalga geçer gibi 'dostum dostum' deyip bütün kötü işleri bize yaptırıyor. Siz de burada nelerle uğraşıyoruz, ondan sonra çok sıkışırsam da 'eyyy' deyip buradan nara atıyoruz. Bu sesi duymak bizim kaderimiz değildir. Vatandaşın kendi devletinden korktuğu bir düzen kaderimiz değildir."

"SEN NE BÜYÜKSÜN MEHMET AKİF, SEN NEYİ GÖRDÜN DE İSTİKLAL MARŞI'NI 'KORKMA' DİYE BAŞLATTIN"

İmamoğlu, Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı üzerinden de konuştu:

"Ya sen ne büyüksün Mehmet Akif ya. Sen neyi gördün de İstiklal Marşı'nı 'korkma' diye başlattın. Sana kurban olurum Mehmet Akif. Hani Kur'an-ı Kerim 'ikra' diye başlamış ya, 'oku' demiş ya. O kadar önemli biliyor musunuz bu millete emanet olan o İstiklal Marşı'nda Mehmet Akif'in 'korkma' diyerek başlaması. Korkma demiş bize. Bunu hisseden var mı içinde? Ben hissediyorum. Diyorum ya o dörtlüğü sanki benim için yazmış diye. Korkmayı da benim için yazmış diyorum ya. 87 milyon insan da bunu diyecek, benim için yazmış, korkma. Sen kimsin de senden korkacağım ya."

"BU MAHKEMEYE YA SIRTIMIZI DAYAYACAĞIZ YA DA SİZE RAĞMEN BU MİLLET SIRT SIRTA VERECEK"

İmamoğlu, duruşma salonundaki jandarma ve infaz koruma memurlarına da seslenerek, "Şuradaki jandarma kardeş benden niye korkacak ya. İnfaz memuru benden niye korkacak ya. Kimsin? Allah'ın kulusun; bir. Bu devletin, bu memleketin bir yurttaşısın; iki. Kanunun önünde eşitiz; üç. Sen neysen ben oyum; dört" dedi.

İmamoğlu, mahkemenin vereceği karara ilişkin ise "Bu mahkeme ya bunu temsil edecek, sırtımızı size dayayacağız ya da size rağmen bu millet sırt sırta verecek, herkesle mücadele edecek. Bunu unutmayın" ifadesini kullandı.

"TÜRKİYE HAYALİMİZE BÜTÜN KALBİMLE, BÜTÜN AKLIMLA, BÜTÜN RUHUMLA İNANIYORUM"

Ekrem İmamoğlu, Türkiye'nin geleceğine ilişkin umudunu koruduğunu belirterek, şunları ifade etti:

"Ben bütün bu kötülüklere razı değilim. Çünkü ben bu ülkeyi tanıyorum. Bu milletin neler yapabileceğini biliyorum. Enerjisini biliyorum, zekasını biliyorum. Vicdanını biliyorum, çalışkanlığını biliyorum. Benden daha çalışkan, benden daha zeki, benden daha enerjisi yüksek 10 milyonların bu ülkede yaşadığını biliyorum. Türkiye'nin en iyi haline ulaşacağını ben biliyorum. İnancım onun için yüksek. Onun için 12 metrekareden korkmadan sesimi yükseltiyorum. Onun için 12 metrekare bana Türkiye Cumhuriyeti'nin 786 bin kilometrekaresi gibi geliyor. Onun için birilerine saray 12 metrekareden bile küçük geliyor.

Türkiye hayalimize bütün kalbimle, bütün aklımla, bütün ruhumla inanıyorum. Benim hayalim büyük kardeşim. Herkes hayal kursun. Ben köyde çocukken, köyde evimiz denize bakan yamacın oturduğumda önümden sahil yolundan arabalar geçiyorken, vallahi dünyanın her yerini hayal ediyordum. Başta İstanbul olmak üzere, dünyanın her yerini hayal ediyordum. O arabayla oraya gidelim, o tırla oraya bir şey taşıyalım. Ticaret hayal ediyordum. Her şeyi hayal ediyordum. 1976'dan 77'den bahsediyorum. Trabzon'un Akçaabat ilçesinin Yıldızlı köyünün sahilindeki yamaçtan bahsediyorum. Karadeniz'e bakarken kurduğum hayallerden bahsediyorum. Etiler'den, Ulus'tan bahsetmiyorum ya. Ben o gün o hayalleri kuruyorsam bugünün Türkiye'sinde benim hayalim onun yanında çırak kalır. İçimde şüphenin kırıntısı bile yok. Böyle bir Türkiye mümkündür. Böyle bir Türkiye bu milletin hakkıdır."

(Sürecek)

Bu haberde bir hata mı var? Düzeltme talebinde bulunun.

Yorumlar

Yorumlar moderatör onayından sonra yayımlanır. Hakaret, reklam ve kişisel veri içeren yorumlar yayımlanmaz.

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Bunlar da ilginizi çekebilir