Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Atatürk Üniversitesi açılışında adaletin toplumların huzur ve güveni için temel olduğunu söyledi. Özkaya, yapay zekanın hakimin yerine değil, çalışmalarını destekleyen bir araç olarak görüldüğünü belirtti.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, "Bir insan uzun ömürlü olmak isterse 'adaletli olsun' diyorum. Bu durum devletler için de geçerlidir. Adaletli olmak ömrü uzatır. Gerçekten de adalet toplumların huzur ve güven içinde yaşamasının temelidir. Adaletin olmadığı yerde güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde toplumsal ilişkiler zarar görür." dedi.
Özkaya, Erzurum'da Atatürk Üniversitesinin 2026-2027 Akademik Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada, üniversitelerin sadece mesleki formasyonların aktarıldığı mekanlar olmadığını söyledi.
Üniversitelerin evrensel hukukun, adaletin, rasyonel düşüncenin ve kurumsal devlet geleneğinin inşa edildiği, korunduğu ve geleceğe aktarıldığı bir yer olduğunu ifade eden Özkaya, şöyle konuştu:
"Üniversiteler düşünen, sorgulayan, araştıran, üreten ve topluma yön veren insanların yetiştiği ilim ve irfan merkezleridir. Bir ülkenin geleceği, sahip olduğu doğal kaynaklardan veya ekonomik imkanlardan önce yetiştirdiği insan kaynağının niteliği ile şekillenir. Çünkü sanatta, hukukta, ekonomide, bilim ve teknolojide başarı ancak iyi yetişmiş insanlarla mümkündür. Tarih boyunca medeniyetlerin yükselişine baktığımızda işin temelinde güçlü eğitim kurumlarının, nitelikli bilim insanlarının ve korunmuş özgür düşünce alanlarının bulunduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla üniversiteler bir milletin düşünce dünyasının geliştiği, bilginin üretildiği, sadece bugünün değil, aynı zamanda yarının da inşa edildiği stratejik kurumlardır."
"Yapay zekayı yardımcı araç olarak değerlendiriyoruz"
Özkaya, yapay zekayı çalışmaları destekleyen bir araç olarak değerlendirdiklerini aktararak "İfade özgürlüğü ile kişilik hakları arasında bir çatışma bulunduğunda Anayasa Mahkemesi hakiminin görevi yalnızca geçmiş kararları bulmak değildir. Hakim, somut olayın özelliklerini anlamak, tarafların statülerini ve olayın bağlamını yorumlamak, yarışan hak ve menfaatleri değerlendirmek, demokratik toplumun gereklerini dikkate almak ve sonuçta anayasal açıdan gerekçelendirilebilir bir denge kurmak zorundadır. İşte tam bu noktada insan muhakemesi vazgeçilmez hale gelmektedir. Dolayısıyla yapay zekanın anayasa yargısındaki asıl potansiyeli hakimin yerine düşünmesinde değil, hakimin daha iyi düşünmesine yardımcı olmasında yer almaktadır. İşte biz de yapay zekayı hakimin yerine karar veren bir mekanizma olarak değil, hakimin ve raportörün çalışmalarını destekleyen bir araç olarak değerlendiriyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Türk Anayasa Yargısı tarihinin en büyük dönüşümünün 12 Eylül 2010'da gerçekleşen anayasa değişikliğiyle yaşandığını belirten Özkaya, şöyle devam etti:
"Bu reformla birlikte Türk Anayasa Mahkemesi sadece kanunları denetleyen bir norm mahkemesi olmaktan çıkmış, doğrudan doğruya bireylerin haklarını kamu gücüne karşı koruyan bir hak mahkemesi niteliği kazanmıştır. 2010 değişiklikleriyle mahkemenin üye sayısı 11 asıl, 4 yedek üyeden 17 asıl üyeye çıkarılmış ki daha sonra 2017'de askeri yargının kaldırılmasıyla bu sayı 15'e düşecektir. İlk kez Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne de Anayasa Mahkemesi'ne üye seçme yetkisi verilerek mahkemenin demokratik meşruiyet tavanı genişletilmiştir. 2010 reformunun en büyük köşe taşı ise 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren fiilen uygulamaya başlayan bireysel başvuru yoludur. Bireysel başvuru, anayasada yer alan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerden herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden her bireyin olağan kanun yollarını tükettikten sonra doğrudan Anayasa Mahkemesine başvurabilmesidir. Bu, Türk hukukunda kelimenin tam anlamıyla esasen sessiz bir devrim olmuştur. Vatandaşlarımız hak ihlallerinin tespiti ve giderilmesi için uluslararası mahkemelere gitmeden önce kendi devletlerinin en üst yargı merciine doğrudan başvurma imkanına kavuşmuştur."
Özkaya, bireysel başvuru kararlarıyla adil yargılanma, ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayata saygı hakkı gibi alanlarda büyük bir içtihat oluştuğunu söyleyerek anayasaların sadece kağıt üzerine yazılmış kuru metinler olmadığına işaret etti.
Anayasanın toplumu ve devleti ayakta tutan dinamik bir güvence olmasının, bağımsız mahkemeler tarafından tavizsiz biçimde uygulanmasına bağlı olduğunu aktaran Özkaya, "Anayasa Mahkemesinin kararları, Anayasa'nın 153. maddesinin amir hükmü gereğince yasama, yürütme ve yargı organlarına, idari makamları, gerçek ve tüzel kişiler yani istisnasız herkesi ve her kurumu bağlar. Bu bağlayıcılık hukuk devletinin, toplumsal barışın ve kurumsal sürekliliğin en büyük güvencesidir. Anayasa Yargısı'nın geride bıraktığımız 60 yılı aşkın köklü tarihi bizlere hukukun üstünlüğünün her türlü günlük mülahazanın üzerinde tutulması gerektiğini en net bir şekilde göstermektedir." diye konuştu.
"Üniversitelerde farklı düşüncelere saygı" vurgusu
Özkaya, üniversitelerin, eleştirel düşüncenin, bilimsel merakın ve farklı görüşlerin saygı çerçevesinde tartışılmasının doğal merkezleri olduğunu söyleyerek bu nedenle üniversite hayatında farklı düşüncelere tahammül göstermenin, başkalarının görüşlerini dinlemenin ve kendi düşüncelerini gerekçeleriyle savunmanın önemli olduğunu vurguladı.
Üniversitelerde özgür düşünce ortamının korunmasına ilişkin ilkelerin Anayasa Mahkemesinin kararlarına da yansıdığını anlatan Özkaya, "Bu bağlamda mahkememize intikal eden bir olayda mahkememiz başvuruyu Anayasa'nın 27. maddesinde güvence altına alınan bilim özgürlüğünü de dikkate alarak ifade özgürlüğü kapsamında incelemiştir. Bilimsel düşüncenin gelişmesinde, eleştirilen yaklaşımın sorgulamanın ve farklı görüşlerin serbestçe tartışılmasının önemine dikkat çekmiştir. Bu karar üniversitelerde farklı düşüncelerin serbestçe tartışılabildiği bir ortamın korunmasının, temin edilmesinin, bilim özgürlüğünün hayata geçirilmesi bakımından ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur." dedi.
Anayasal düzenin bireylerin özgürlüklerini korurken, toplumun ortak hayatını sürdürebilmesini sağlayan kuralları içerdiğini belirten Özkaya, şunları kaydetti:
"Bir insan uzun ömürlü olmak isterse 'adaletli olsun' diyorum. Bu durum devletler için de geçerlidir. Adaletli olmak ömrü uzatır. Gerçekten de adalet toplumların huzur ve güven içinde yaşamasının temelidir. Adaletin olmadığı yerde güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde toplumsal ilişkiler zarar görür. Buna karşılık adalet duygusunun güçlü olduğu toplumlarda insanlar geleceğe ve devlete daha fazla güvenle bakar. Kamu kurumlarına duyulan güven artar. Toplumsal dayanışma ve birlikte yaşama iradesi güçlenir. Bu nedenle adalet bir toplumun ortak vicdanıdır. Adaletin sağlanması konusunda başta biz yargı organları olmak üzere toplumun her kesimine çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Ancak adaletin hayata geçirilmesi sadece mahkemelerin ve hakimlerin görevi değil, hepimizin görevi bunu da unutmayalım. Sevgili gençler, hayatınız boyunca hangi mesleği seçerseniz seçin hangi görevi üstlenirseniz üstlenin asla adaletten ayrılmayın. Başarılı olmak elbette önemli. Bilgi sahibi olmak, iyi bir meslek edinmek ve ülkemize hizmet etmek de son derece değerli. Ancak bütün bunları gerçekten anlamlı kılan sahip olduğumuz bilgi ve imkanları doğru ve adil biçimde kullanabilmemizdir. Unutmayalım ki adaletli insan, kendi hakkını koruduğu kadar başkasının hakkına da saygı gösteren insandır."




