ZİYA GÖKALP’TEN BİZE KALAN MİRAS NEDİR? TÜRKÇÜLÜK, MİLLÎ ŞUUR VE CUMHURİYETİN AYDINLIK GELECEĞİ
Muhammet Arif Genç
Çepni Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı
Ziya Gökalp’i anmak, yalnızca geçmişin büyük bir fikir insanını hatırlamak değildir. Onu anmak; Türk milletinin kimliğini, kültürünü, dilini, tarihini ve geleceğini yeniden düşünmektir. Asıl mesele, onun fikirlerinden bugün hangi dersleri çıkardığımız ve gelecek kuşaklara nasıl bir miras bırakacağımızdır.
Büyük Türk düşünürü, sosyolog ve yazar Ziya Gökalp’in vefatının 102’nci yıl dönümünde, kabri başında kendisini rahmet, minnet ve saygıyla andık. Onun huzurunda geçmişi hatırlarken geleceğe karşı sorumluluklarımızı da bir kez daha düşündük.
Çünkü bazı insanlar yalnızca yaşadıkları döneme değil, kendilerinden sonra gelen nesillerin düşünce dünyasına da yön verirler. Ziya Gökalp, Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülüşünden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna uzanan tarihî süreçte, millet olmanın anlamını sorgulayan; Türk kimliğini, dilini ve kültürünü sistemli bir düşünce çerçevesinde ele alan önemli fikir insanlarımızdan biridir.
Peki, Ziya Gökalp’ten bize kalan miras nedir?
Bize kalan miras, her şeyden önce kendi kimliğimizi tanıma, kültürümüzü araştırma, tarihimize sahip çıkma ve millî şuurumuzu gelecek kuşaklara aktarma sorumluluğudur. Ancak bu sorumluluk, geçmişi olduğu gibi tekrar etmek değil; geçmişten aldığımız birikimi akıl, bilim ve çağdaşlıkla geleceğe taşımaktır.
TÜRKÇÜLÜK DÜŞÜNCESİ VE MİLLÎ ŞUURUN İNŞASI
Ziya Gökalp’in Türk düşünce tarihindeki en önemli katkılarından biri, Türkçülük düşüncesini sistemleştirmesi ve millet kavramını dil, kültür, eğitim ve toplumsal dayanışma üzerinden açıklamaya çalışmasıdır.
Onun yaşadığı dönem, Osmanlı Devleti’nin ağır siyasi ve toplumsal sarsıntılar geçirdiği, savaşların yaşandığı ve imparatorluğun geleceğinin tartışıldığı bir dönemdi. Aydınlar, devletin nasıl ayakta kalabileceğini, toplumun nasıl bir arada tutulabileceğini ve yeni bir gelecek idealinin nasıl kurulabileceğini sorguluyorlardı.
Gökalp de bu sorulara cevap arayan düşünürlerden biriydi. Türk milletinin kendi tarihini, dilini ve kültürel değerlerini tanımasının, toplumsal dayanışma ve millî kimlik bilincinin güçlenmesi açısından önemli olduğunu savundu.
1923 yılında yayımlanan Türkçülüğün Esasları adlı eseri, onun Türkçülük düşüncesini kapsamlı biçimde ortaya koyduğu temel eserlerden biridir. Gökalp bu eserinde Türkçülüğü, Türk milletini yükseltme ülküsü çerçevesinde ele aldı. Türkçülüğü yalnızca bir duygu olarak bırakmayıp kültür, eğitim, edebiyat, dil, sanat ve toplumsal hayatla ilişkilendirdi.
Onun düşüncesinde Türkçülük, Türk dilinin geliştirilmesini, halk kültürünün araştırılmasını, millî edebiyatın güçlenmesini ve toplumun kendi kültürel kaynaklarını tanımasını da kapsıyordu.
Gökalp’in üzerinde durduğu önemli meselelerden biri, millî kültür ile çağdaş medeniyet arasında nasıl bir ilişki kurulacağıydı. Türk milletinin kendi kültürel kimliğini korurken bilim ve teknoloji başta olmak üzere çağdaş dünyanın birikiminden yararlanması gerektiğini savunuyordu.
Bu yaklaşım, kültürümüzü yaşatmanın dünyaya kapanmak anlamına gelmediğini gösteren önemli bir düşünsel çerçeve sundu.
Türkçülük düşüncesinin Gökalp’in eserlerinde kazandığı sistemli yapı, dönemin millî kimlik tartışmalarını ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki fikir dünyasını etkileyen unsurlardan biri oldu. Bununla birlikte Türkçülük düşüncesi, Gökalp’ten önce de farklı aydınlar tarafından savunulmuş; onun döneminde çeşitli yorumlar ve yönelimler kazanmıştı.
Bizim bugün bu mirastan çıkarmamız gereken ders şudur: Bir milletin kendisini tanıması, tarihini öğrenmesi ve kültürünü koruması, geleceğini kurabilmesinin önemli şartlarından biridir.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE ZİYA GÖKALP’İN DÜŞÜNSEL MİRASI
Ziya Gökalp’in fikirlerinden söz ederken Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Cumhuriyet’in kuruluş dönemini ayrı düşünmek mümkün değildir.
Atatürk ile Gökalp, Osmanlı Devleti’nin son döneminde yaşanan krizlere ve yeni bir toplumsal düzen arayışına tanıklık ettiler. Her ikisinin düşünce dünyasında millet, kültür, eğitim ve çağdaşlaşma meseleleri önemli bir yer tuttu.
Gökalp’in millî kültür, dil, eğitim ve toplumsal dayanışma üzerine geliştirdiği fikirler, Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki düşünsel birikimin önemli kaynakları arasında yer aldı. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı ile Gökalp’in Türkçülük düşüncesi arasında bu alanlarda dikkat çekici kesişmeler bulunmaktadır.
Ancak bu ilişkiyi değerlendirirken iki düşünce dünyasının bütünüyle aynı olduğunu söylemek doğru olmaz. Atatürk, millî bağımsızlık mücadelesi ve yeni devletin kuruluşu sürecinde kendi siyasi ve toplumsal tecrübeleri doğrultusunda bir Cumhuriyet anlayışı geliştirdi. Millî egemenlik, laiklik, yurttaşlık, eğitim ve çağdaşlaşma doğrultusundaki reformlar, Cumhuriyet’in kendine özgü tarihî şartları içinde şekillendi.
Burada önemli olan, Gökalp’in fikirlerinin Atatürk’ün düşünce dünyasını etkileyen kaynaklardan biri olduğunu kabul ederken Cumhuriyet’in kuruluşunu tek bir düşünürün fikirlerine indirgememektir.
Atatürk’ün öncülüğünde kurulan Cumhuriyet, Türk milletinin bağımsızlığını esas alan ve egemenliği millete veren yeni bir devlet düzeni oluşturdu. Millî kimlik anlayışı, bu yeni devletin inşasında önemli bir yer tuttu.
Gökalp’in kültür ve millet üzerine düşünceleri, bu tarihî dönüşümü anlamamıza yardımcı olur. Atatürk’ün akıl ve bilimi esas alan çağdaşlaşma anlayışı ise millî kültürün yaşatılmasıyla modern dünyanın imkânlarından yararlanmanın birlikte düşünülebileceğini ortaya koyar.
Bizler için bu tarihî mirasın anlamı açıktır: Türk milletinin tarihini ve kültürünü bilmek, bağımsızlığımıza sahip çıkmak, Cumhuriyet’in kazanımlarını korumak ve geleceği bilimsel düşünceyle kurmak birbirini tamamlayan sorumluluklardır.
ÇEPNİ TÜRKMENLERİNİN TARİHİ, TÜRK KÜLTÜRÜNÜN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR
Bizler, Çepni Dernekleri Federasyonu olarak Anadolu’nun kadim tarihini, Oğuzların bir kolu olan Çepni Türkmenlerinin kültürünü, dilini, geleneklerini ve inanç hafızasını yaşatmayı bir görev kabul ediyoruz.
Çepnilerin tarihini araştırmak, sözlü kültürünü kayıt altına almak, büyüklerimizin hafızasında yaşayan değerleri genç kuşaklara aktarmak ve unutulmaya yüz tutmuş tarihî izleri gün yüzüne çıkarmak, yalnızca bir federasyonun çalışması değildir. Bu, Anadolu’nun ortak tarihine karşı duyduğumuz sorumluluğun bir parçasıdır.
Çünkü tarih, yalnızca kitaplarda yazan olaylardan ibaret değildir. Tarih; bir toplumun dilinde, türküsünde, geleneğinde, inancında, yaşam biçiminde ve kuşaktan kuşağa aktardığı hatıralarında da yaşar.
Çepni Türkmenlerinin tarihini araştırmak, yalnızca kendi geçmişimizi öğrenmek anlamına gelmez. Aynı zamanda Oğuz tarihini, Anadolu’nun Türkleşme sürecini, Türkmen topluluklarının göçlerini, yerleşimlerini ve kültürel etkileşimlerini daha iyi anlamamıza katkı sağlar.
Bu nedenle kültürel mirasımızı korurken tarihî belgeleri, arşivleri, akademik araştırmaları ve sözlü tarih çalışmalarını birlikte değerlendirmeliyiz. Geçmişimizi doğru anlamanın yolu, tarihî iddiaları araştırmaktan ve elde edilen bilgileri gelecek kuşaklara güvenilir biçimde aktarmaktan geçer.
Bizim mücadelemiz, geçmişi bugünün insanları arasında bir ayrılık sebebine dönüştürmek değil; geçmişin izlerini doğru biçimde araştırarak ortak geleceğimizi güçlendirmektir.
Türk kültürünün zenginliği, Anadolu’nun farklı bölgelerinde yaşatılan geleneklerde, halk anlatılarında, türkülerde, el sanatlarında ve toplumsal hafızada kendisini gösterir. Çepni Türkmenlerinin kültürel mirası da bu büyük birikimin önemli parçalarından biridir.
Boyumuz Çepni, kökümüz Oğuz; sorumluluğumuz ise tarihimize, kültürümüze ve ortak geleceğimize sahip çıkmaktır.
MİLLÎ KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATIRKEN CUMHURİYETİN DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMAK
Bir milletin kültürüne sahip çıkması, çağdaş dünyadan uzaklaşması anlamına gelmez. Tam tersine, kendi tarihini ve kimliğini bilen toplumlar geleceğe daha sağlam adımlarla yürüyebilir.
Millî kültürümüzü yaşatmanın yolu eğitimden, bilimden, araştırmadan ve özgür düşünceden geçer. Gençlerimize yalnızca geçmişimizi anlatmak yetmez; onlara sorgulamayı, araştırmayı, öğrenmeyi ve ürettikleri bilgiyle ülkemize katkı sunmayı da öğretmeliyiz.
Türkçülük düşüncesini de bu sorumluluk çerçevesinde değerlendirmeliyiz. Türk dilini korumak, Türk tarihini araştırmak, halk kültürünü yaşatmak ve Türk milletinin bilimde, sanatta, eğitimde ve teknolojide ilerlemesine katkı sunmak, millî kültür bilincinin somut karşılıklarıdır.
Millî kimlik bilinci, başka milletleri küçümsemeyi veya farklı kültürleri dışlamayı gerektirmez. Kendi kültürümüzü tanırken başkalarının kültürel değerlerine saygı göstermek; ortak vatanımızda eşit yurttaşlık anlayışını güçlendirmek de toplumsal sorumluluğumuzun bir parçasıdır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, bağımsızlığın, millî egemenliğin, eşit yurttaşlığın, aklın ve bilimin rehberliğinde ilerlemenin temelidir. Cumhuriyetimizin kazanımlarını korumak, kültürel mirasımızı yaşatmak ve çağdaş uygarlık hedefinden uzaklaşmamak birbirini tamamlayan sorumluluklardır.
Ziya Gökalp’in fikirlerini tarihî bağlamı içinde değerlendirirken Cumhuriyet’in kurucu değerlerini de unutmamalıyız. Kültürümüzü korurken evrensel bilgiye açık olmak, millî kimliğimizi yaşatırken bütün yurttaşlarımızın eşitliğini savunmak ve farklılıklarımızı ortak vatan bilinciyle buluşturmak zorundayız.
Çünkü güçlü bir gelecek, geçmişini bilen; fakat geçmişin tartışmalarına hapsolmayan toplumların eseridir.
GELECEK KUŞAKLARA NASIL BİR MİRAS BIRAKACAĞIZ?
Bugün kendimize sormamız gereken bir başka soru da şudur: Bizden sonraki kuşaklara ne bırakacağız?
Yalnızca anlatılan hatıralar mı, yoksa araştırılmış ve belgelenmiş bir tarih mi? Yalnızca söylenen sözler mi, yoksa yaşatılan bir kültür mü? Yalnızca geçmişe duyulan özlem mi, yoksa bilimin, eğitimin ve Cumhuriyet değerlerinin ışığında kurulan güçlü bir gelecek mi?
Çepni Dernekleri Federasyonu olarak hedefimiz; Çepni Türkmenlerinin tarihini, kültürel değerlerini ve toplumsal hafızasını gelecek kuşaklara aktarmak, Anadolu’nun unutulmuş tarihine ışık tutmak ve kültürel mirasımızı bilimsel çalışmalarla desteklemektir.
Gençlerimizin kendi tarihini bilmesini, Türk kültürünün zenginliğini tanımasını, millî şuurla yetişirken aklı ve bilimi rehber edinmesini istiyoruz. Çünkü kültürel miras, yalnızca geçmişten devralınan bir emanet değil, geleceğe karşı üstlenilen bir sorumluluktur.
Ziya Gökalp’in vefatının 102’nci yıl dönümünde onun hatırası önünde saygıyla eğilirken, asıl görevimizin fikirleri yalnızca anma günlerinde hatırlamak olmadığını biliyoruz. Asıl görevimiz okumak, araştırmak, üretmek, kültürümüzü yaşatmak ve bu toprakların birikimini gelecek nesillere taşımaktır.
Ziya Gökalp’ten bize kalan mirası; Türk milletinin tarihini ve kültürünü tanıma, millî şuurunu geliştirme, kendi diline sahip çıkma ve çağdaş medeniyet yolunda ilerleme sorumluluğu olarak görüyorum.
Bu mirası yaşatmanın yolu, geçmişi anlamak kadar geleceği inşa etmekten de geçiyor. Türk kültürünü yaşatan, tarihini bilimsel yöntemlerle araştıran, Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkan ve genç kuşaklara aydınlık bir gelecek bırakmak için çalışan herkes bu sorumluluğun bir parçasıdır.
Büyük Türk düşünürü Ziya Gökalp’i vefatının 102’nci yıl dönümünde bir kez daha rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Ruhu şad olsun.
Muhammet Arif Genç
Çepni Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı