Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zube, İstanbul'da Yemen Şafağı Operasyonu'nun ülkeyi ve halkı Husilerin kontrolünden kurtarmayı amaçladığını söyledi. Zube, Husilerin Kızıldeniz ve Babulmendeb'de deniz ulaşımını tehdit ettiğini ve terör örgütleriyle işbirliği yaptığını belirtti.
Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zube, İran destekli Husilere karşı başlatılan askeri operasyonla "ülkenin egemenlik kararları üzerindeki kontrolünü yeniden tesis etmeyi hedeflediklerini" belirterek, "Husiler, ülkemiz Yemen'i bölgeyi ve dünyayı tehdit eden bir platforma dönüştürmeye çalışıyor." dedi.
Türkiye'ye gerçekleştirdiği resmi ziyaret kapsamında İstanbul'da bulunan Yemen Dışişleri Bakanı Zube, ülkesindeki gelişmeler ve İran destekli Husilere karşı başlatılan askeri operasyona ilişkin AA muhabirine konuştu.
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi'nin 5 Ekim 2026'da "Yemen Şafağı Operasyonu"nu başlattığını hatırlatan Zube, operasyonu başlatma nedenlerini ve hedeflerini şöyle anlattı:
"Yemen Şafağı Operasyonu'nun amacı, ülkeyi ve Yemen halkını terörist Husi milislerinin kontrolünden kurtarmak. Devletin yeniden gücüne kavuşmasını ve Yemen'in egemenlik kararları üzerindeki kontrolünü yeniden tesis etmesini hedefliyoruz."
"Husiler, Afrika Boynuzu'ndaki ve diğer bölgelerdeki terör örgütleriyle işbirliği yapıyor"
Ülkede başlatılan yeni askeri operasyonla Husilerin Yemenlileri ve onların geleceğini tehdit etmesinin önüne geçmeyi hedeflediklerinin altını çizen Zube, İran destekli Husilerin Kızıldeniz ve Babulmendeb Boğazı'nda deniz ulaşımını tehdit eden bir unsura dönüşmesini engellemek istediklerini kaydetti.
Zube, Husilerin Yemen'in hem bugününü hem de geleceğini yıkmaya çalıştığına işaret ederek, "Husiler, Yemen'i bölgeyi ve dünyayı tehdit eden bir platforma dönüştürmeye çalışıyor. Son yıllarda Kızıldeniz'de ve Babulmendeb Boğazı'nda deniz ulaşımına yönelik tehditleri bunun açık bir göstergesidir." ifadelerini kullandı.
Terörist olarak nitelendirdiği Husilerin bölgesel ve uluslararası güvenliği tehlikeye attığına dikkati çeken Zube, "Husiler, Yemen'in egemenliğini de ihlal ederek Afrika Boynuzu'ndaki ve diğer bölgelerdeki terör örgütleriyle işbirliği yapıyor. Husiler ayrıca, Yemen'i komşularına yönelik saldırılar için bir üs haline getirmeye çalışıyor. Suudi Arabistan'a yönelik terörist saldırıları da bunun bir parçası." diye konuştu.
"Husiler, müzakere turlarını silahlanmak ve kapasitelerini geliştirmek için kullandı"
İran destekli Husilerin diplomasi ve barışla sonuçlanacak müzakere süreçlerine inanan bir grup olmadığına işaret eden Zube, şunları kaydetti:
"Savaşın bu kadar uzun sürmesinin nedeni, bizim gibi uluslararası toplumun da Yemen'deki sorunun barışçıl yollarla çözülebileceğine uzun süre inanmış olmasıdır. Barış sürecini defalarca yürüttük ve bir müzakere turundan diğerine geçtik. Ancak Husiler, barış sürecini ve müzakere turlarını silahlanmak ve kapasitelerini geliştirmek için kullandı. Böylece Yemen'i, bölgeyi ve dünyayı tehdit eden gerçek bir güce dönüştüler."
Dışişleri Bakanı Zube, bugün uluslararası toplumun ve Yemen'e komşu ülkelerin, Husilerin gerçek bir barış ortağı olmadığı ve olamayacağı konusunda bir kanaate ulaştığını düşündüklerini söyleyerek, "Husiler, Yemen'de ve bölgede güvenlik ve barış açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor." dedi.
Yemen'de barışı sağlayabilecek şartlar
Yemen'de barışın sağlanabilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi gerektiğinin altını çizen Zube, "Bunların başında silahsızlanma, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi ve Husilerin Yemen'in siyasi yapısı içerisinde siyasi bir bileşene dönüştürülmesi geliyor. Husilerin Yemen'de ve bölgede terör uygulama hakkına veya kapasitesine sahip olmaması gerekiyor." ifadelerini kullandı.
Zube, Husilerin her barış dönemini ve barış görüşmelerini silahlanmak, askeri kapasitelerini geliştirmek ve Yemenlilerin geleceğini, bölgeyi ve dünyayı tehdit etmek için kullandığını söyledi.
Bu nedenle ülkede gerçek, adil ve kalıcı bir barış için gerekli koşulların oluşturulması gerektiğine inandıklarını dile getiren Zube, "Barışın sağlanması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 2216 sayılı kararı, Kapsamlı Ulusal Diyalog Konferansı'nın sonuçları ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) girişimi dahil olmak üzere üzerinde uzlaşılan temel referansların uygulanmasını gerektiriyor." şeklinde konuştu.
"Husiler, Yemen'in kaynaklarından elde ettikleri gücü Yemenlilere karşı kullanıyor"
Husilerin başkenti Sana'yı ve Kızıldeniz kıyısındaki stratejik bazı bölgeleri ele geçirmesinden bu yana 12 yıldır İran'ın desteğiyle silahlanma kapasitelerini geliştirdiğini söyleyen Zube, "Husiler, İranlı uzmanların sağladığı bilgi ve deneyim sayesinde bazı silah parçalarını Yemen'de üretme veya bir araya getirme konusunda belirli bir kapasite kazandılar." dedi.
Husilerin ayrıca başka örgütlere eğitim verme kapasitesine de ulaşmaya başladıklarını düşündüklerini belirten Zube, "Husilerin, Somali'den Eş-Şebab'a (örgütüne) bazı ekipmanların kullanımı konusunda eğitim vermeye başladıkları görülüyor." ifadelerini kullandı.
Husilerin aynı zamanda Yemen'in bütün kaynaklarını ve imkanlarını silahlanma ve askeri güçlerini geliştirme amacıyla kullandığını söyleyen Zube, "Husiler, Yemen'in kaynaklarından elde ettikleri bu gücü Yemenlilere, komşu ülkelere ve dünyaya karşı kullanıyor." diye konuştu.
"Husiler, 12 yıldan beri Taiz kentini kuşatma altına almaya çalışıyor"
Ülkenin güneybatısında 2015'ten beri Husiler tarafından kısmen kuşatmaya alınan ve Husilerin geçen aydan beri saldırılarını artırdığı Taiz vilayetine yönelik kuşatmaya da değinen Zube, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Taiz, Yemen'in kalbinde yer alan ve yoğun nüfuslu bir vilayettir. Vilayetin genelinde yaklaşık 4 milyon kişi yaşıyor. Husiler, 12 yıldan beri Taiz'i kuşatma altına almaya çalışıyor ancak bunda başarılı olamadı. Taiz, Husilere karşı direnen bir kent oldu."
Husilerin bugün de kenti ve mahallelerini bombalamaya devam ettiğini belirten Zube, Husilerin sürdürdüğü ablukayla Taiz'deki sivillerin suya, gıdaya, ilaca ve yakıta erişimlerini engellediğini ifade etti.
Taiz'de İran destekli Husilere karşı güçlü bir direnişin olduğunu belirten Zube, "Bu direniş, son haftalarda Husilere büyük bir kararlılık ve dayanıklılık dersi verdi. Taiz'deki direniş, halkın Husi milislerinin baskısını, zulmünü ve uygulamalarını reddettiğini ortaya koydu." dedi.
"Türkiye'nin bölgede üstlendiği rolleri takdir ediyoruz"
Türkiye ile Yemen arasındaki güçlü tarihi bağların altını çizen Yemen Dışişleri Bakanı Zube, şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye, bölgede son derece önemli, stratejik ve merkezi bir ülke. Türkiye ile Yemen arasında köklü tarihi bağlara ve güçlü ilişkilere dayanan kardeşlik ilişkileri bulunuyor. Türkiye'nin bölgede üstlendiği rolleri takdir ediyoruz."
Türkiye'nin yürüttüğü ve öncülük ettiği siyasi ve diplomatik faaliyetleri memnuniyetle karşıladıklarını dile getiren Zube, "Bölgenin güvenliğinin ve istikrarının korunmasında Türkiye'nin önemli bir rolü olduğuna inanıyoruz." dedi.
Zube, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geldiği görüşmesinde, Yemen'in tutumunu ve Husilerin saldırılarındaki tırmanışı anlattığını aktardı.
Türk??????? mevkidaşı Fidan'ın da Yemen'e ve Yemen hükümetine desteklerini ifade ettiğini anlatan Zube, Fidan'ın ayrıca Türkiye'nin Yemen'de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yönelik samimi arzusunu dile getirdiğini aktardı.
Yemen'deki durum
Yemen, İran destekli Husilerin Eylül 2014'te başkent Sana'yı ve bazı vilayetleri kontrol etmesinin ardından başlayan iç savaşa sahne oluyor.
Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu, Mart 2015'ten bu yana uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümetine destek veriyor.
Yemen'de hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmalar son dönemde artarken İran destekli Husiler, kendilerine yönelik saldırılardan sorumlu tuttukları Suudi Arabistan'ı balistik füze ve insansız hava araçlarıyla hedef alıyor.