TDT Genel Sekreteri Büyükelçi Kubanıçbek Ömüraliyev, AA Analiz'de Türk dünyasının ortak hedeflerini somut fırsatlara dönüştürmenin önemini değerlendirdi. Ömüraliyev, teşkilatta 65 iş birliği mekanizması olduğunu, 2023'ten bu yana 32 yenisinin kurulduğunu belirtti.
Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Genel Sekreteri Büyükelçi Kubanıçbek Ömüraliyev, Genel Sekreterlik görevi boyunca TDT'nin gelişen vizyonunu ve önümüzdeki dönemde ortak hedefleri somut fırsatlara dönüştürmenin önemini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Milletlerin ve devletlerin tarihinde öyle dönüm noktaları vardır ki ortak geçmiş, artık yalnızca hatıralarda yaşayan bir miras olmaktan çıkar; geleceğe yön veren, yarınları şekillendiren bir kudrete dönüşür. İnanıyorum ki Türk dünyası bugün tam da böyle tarihi bir dönüm noktasından geçmektedir.
Doğu ile Batı'yı birbirine bağlayan uçsuz bucaksız bir coğrafyaya yayılan Türk dünyası, kökleri tarihin derinliklerine uzanan güçlü kültürel ve tarihi bağlarla birbirine kenetlenmiş yaklaşık 180 milyon insanı bir araya getirmektedir. Bu kadim bağlar, bugün ticaretten ulaştırmaya, yatırımlardan eğitime, teknolojiden toplumlar arası ilişkilere uzanan geniş bir yelpazede her geçen gün daha da güçlenmektedir.
Yüzyıllar boyunca ortak dilimizin, kültürümüzün, geleneklerimizin ve kolektif hafızamızın yaşattığı kardeşlik ruhu, bugün Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) çatısı altında kurumsal bir kimliğe, somut iş birliğine ve müşterek bir gelecek iradesine dönüşmektedir.
Bu dönüşüm, hiç şüphesiz, kayda değer bir gelişim hikayesidir. 2009'daki kuruluşundan bu yana Teşkilatımız, esas itibarıyla siyasi diyalog ve kültürel yakınlaşma temelinde şekillenen bir platformdan, çok boyutlu, kapsamlı ve giderek daha fazla somut netice üreten bir uluslararası iş birliği yapısına evirilmiştir.
Genel Sekreterlik görev süremin sonuna yaklaşırken içinde bulunduğumuz bu dönemi yalnızca geride bıraktığımız yılların muhasebesini yapmak için bir vesile olarak görmüyorum. Benim için bundan daha önemlisi, birlikteliğimizi benzersiz kılan değerler üzerinde düşünmek, iş birliğimizin halklarımıza neler kazandırabileceğini değerlendirmek ve gelecek nesillere nasıl bir Türk dünyası bırakmak istediğimiz sorusuna birlikte cevap aramaktır.
-Kökleri tarihin derinliklerinde olan bir birlik
Türk Devletleri Teşkilatı'nı diğer uluslararası kuruluşlardan ayıran müstesna bir özellik vardır. Uluslararası kuruluşlar çoğu zaman belirli bir siyasi meselenin çözümü, ekonomik bir ihtiyacın karşılanması veya ortak bir güvenlik kaygısının giderilmesi amacıyla kurulur. Türk Devletleri Teşkilatı'nın temelinde ise bunlardan çok daha köklü, çok daha derin bir bağ yatmaktadır. Bizim birlikteliğimiz, Teşkilatımızın kuruluşundan asırlar önce filizlenmiş; ortak tarihimizden, dillerimizin akrabalığından, kültürel mirasımızdan, müşterek değerlerimizden ve aynı medeniyet havzasına mensup olmanın verdiği güçlü aidiyet duygusundan beslenmiştir.
Ortak tarihimiz, dilimiz, kimliğimiz ve kültürümüz yalnızca geçmişimizi hatırlatan değerler değildir. Bunlar, karşılıklı güvenin yeşerdiği, kalıcı dostlukların kök saldığı ve güçlü bir geleceğin üzerine inşa edilebileceği sarsılmaz temellerdir. Dünyada böylesine tabii, böylesine köklü bir birliktelik zeminine sahip uluslararası kuruluşların sayısı son derece azdır. Ancak tarihi mirasın zenginliği, tek başına ortak bir geleceğin teminatı değildir. Bizim neslimize düşen tarihi sorumluluk, asırların içinden süzülerek gelen bu yakınlığı, 21. yüzyılın ihtiyaçlarına ve sınamalarına cevap veren fırsatlara, güçlü bağlantılara ve somut iş birliklerine dönüştürmektir.
Bu anlayışı bütün sadeliği ve derinliğiyle ifade eden bir sözümüz var: "Biz birlikte daha güçlüyüz." Türk dünyasının dört bir yanında tercümeye ihtiyaç duyulmadan anlaşılabilen bu söz, halklarımız arasındaki köklü dil ve gönül birliğinin en güzel tezahürlerinden biridir. Bugün "Biz birlikte daha güçlüyüz" sözü, yalnızca kardeşliğimizi ve dayanışmamızı dile getiren bir ifade değil; ortak irademize istikamet veren, iş birliğimizi somut adımlara dönüştüren temel bir ilkedir.
-Ortak kimlikten kurumsal güce
Son yıllarda kaydettiğimiz en önemli ilerlemelerden biri, halklarımız arasındaki bu tabii yakınlığın güçlü ve kalıcı bir kurumsal iş birliği kapasitesine dönüşmesidir. Bugün Türk Devletleri Teşkilatı, üye devletleri arasındaki ortak çalışmaları her geçen gün daha ileriye taşımaktadır. Teşkilatımız bünyesinde halihazırda ekonomiden ticarete, ulaştırmadan gümrüğe, enerjiden dijitalleşmeye, sanayiden bilim ve teknolojiye, sağlıktan eğitime, gençlikten tarıma, çalışma hayatından sosyal korumaya, fikri mülkiyetten uzay çalışmalarına kadar pek çok alanda faaliyet gösteren 65 iş birliği mekanizması bulunmaktadır.
Yalnızca 2023 yılından bu yana 32 yeni mekanizmanın kurulmuş olması, 2022 yılı sonuna kadar oluşturulan mekanizmaların toplamına denk gelen bir gelişmeyi ifade etmektedir. Bu tablo, yalnızca iş birliği gündemimizin genişlediğini değil, üye ve gözlemci devletlerimizin ortak öncelikleri somut kurumsal yapılara dönüştürme konusundaki kararlılığının da giderek güçlendiğini göstermektedir.
Ancak rakamlardan daha anlamlı olan, birlikte çalışma anlayışımızda yaşanan köklü değişimdir. Siyasi istişarelerimiz daha düzenli ve kapsamlı hale gelmiş, bakanlıklarımız ve ihtisas kurumlarımız arasındaki temaslar yoğunlaşmış; birlikte düşünme, birlikte planlama ve birlikte hareket etme kabiliyetimiz her geçen gün gelişmiştir. Teşkilatımızın bugün ulaştığı bu aşamayı üç kavramla özetleyebilirim: Uygulama, dönüşüm ve kurumsal derinleşme.
Türk İşbirliği Teşkilatları Koordinasyon Komitesi Başkanı sıfatıyla TDT, Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA), Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY), Türk Akademisi, Türk Kültür ve Miras Vakfı, Türk Yatırım Fonu ve Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği başta olmak üzere ilgili ve bağlı kuruluşlarla yakın ve sistematik bir iş birliği yürütmektedir. Bu kurumlar, birbirini tamamlayan faaliyetleriyle Türk dünyasında çok boyutlu bir çalışma mimarisinin gelişmesine, kurumsal bağlarımızın güçlenmesine ve müşterek hedeflerimizin hayata geçirilmesine katkıda bulunmaktadır.
Türk Yatırım Fonu'nun kurulması ve faaliyete geçmesi, bu kurumsal gelişimin en önemli dönüm noktalarından biridir. Türk devletleri, ilk kez ortak ekonomik potansiyellerini harekete geçirmek, yatırımları ve girişimciliği desteklemek, küçük ve orta ölçekli işletmeleri güçlendirmek ve müşterek projelerin önünü açmak amacıyla ortak bir finans kuruluşu tesis etmiştir. Merkez (Ulusal) Bankaları Konseyi, Türk Yeşil Finans Konseyi ve Türk Yatırım Teşvik Ağı (TurkIPAnet) gibi girişimler de şekillenmekte olan bu ortak finans ve yatırım mimarisini daha da sağlamlaştırmaktadır.
Bununla birlikte, görev sürem boyunca beni en fazla memnun eden gelişmelerden biri, iş birliğimizin yalnızca devlet kurumları ve resmi mekanizmalarla sınırlı kalmayarak özel sektöre, meslek kuruluşlarına ve toplumun farklı kesimlerine yayılması olmuştur. Noterler, denetçiler, mühendisler, sendikalar ve çeşitli meslek gruplarının temsilcileri, Türk dünyası çatısı altında yeni temaslar kurmakta, mesleki ağlar oluşturmakta ve kurumsal iş birliği imkanlarını geliştirmektedir. TDT Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Birliği, Türk Kayak Merkezleri Birliği ve Türk Kızılay Ağı gibi girişimler, ulaştırmadan turizme, insani yardımdan toplumsal dayanışmaya kadar farklı alanlarda bu gelişimin somut örneklerini teşkil etmektedir.
İş dünyamız, üniversitelerimiz, gençlerimiz, uzmanlarımız ve meslek kuruluşlarımız artık birbirleriyle buluşmak için kendi ihtiyaçlarını, kendi imkanlarını ve kendi yollarını keşfetmektedir. İnsanlar ve meslek toplulukları kendi iradeleriyle bağlar kurmaya başladığında, iş birliği kurumların sınırlarını aşar; toplumların hayatına nüfuz eder, kök salar ve kendi dinamizmini kazanır. Kanaatimce bu, Türk dünyasındaki iş birliğinin ulaştığı olgunluğun en güçlü göstergelerinden biridir.
-Yükselen bir ekonomik ve stratejik güç alanı
Türk dünyasının giderek artan önemi, ortak tarihimizden ve kültürel mirasımızdan olduğu kadar, sahip olduğumuz muazzam ekonomik ve stratejik potansiyelden de kaynaklanmaktadır. 2025 yılı sonu itibarıyla açıklanan verilere göre, TDT üye ve gözlemci devletlerinin toplam gayrisafi yurt içi hasılası (GSYH) 2,4 trilyon ABD dolarını aşmış, toplam dış ticaret hacmi ise yaklaşık 1,27 trilyon dolara ulaşmıştır. Türk devletleri birlikte değerlendirildiğinde TDT, dünyanın en büyük on birinci ekonomisi ve üçüncü büyük enerji tedarikçisidir. Petrol, doğal gaz, kömür ve kritik mineraller bakımından zengin kaynaklara sahip ülkelerimiz, dünya uranyum üretiminin yüzde 40'ından fazlasını karşılamakta; aynı zamanda yenilenebilir enerji alanındaki yatırımlarını giderek artırmaktadır.
Küresel enerji sistemlerinin hızla değiştiği, enerji talebinin sürekli yükseldiği günümüzde, birlikte hareket etmek artık yalnızca bir tercih değil, stratejik bir zarurettir. Son yıllarda gerçekleştirilen TDT Zirvelerinde enerji güvenliğinin taşıdığı hayati önem özellikle vurgulanmıştır. Boru hatlarının, elektrik şebekelerinin, depolama altyapılarının ve ulaştırma güzergahlarının birbirine bağlanması; enerji arzının güvence altına alınması, ticaretin geliştirilmesi, ekonomik ve jeopolitik istikrarın güçlendirilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Güney Gaz Koridoru, Orta Asya–Azerbaycan Yeşil Enerji Koridoru, Kambarata-1 Hidroelektrik Santrali ve Karadeniz Denizaltı Elektrik Kablosu gibi büyük ölçekli projeler, Türk devletlerinin bölgesel ve uluslararası enerji bağlantısallığını güçlendirme yönündeki kararlılığının somut tezahürleridir.
Bu girişimler Türk dünyasının, enerji güvenliğinin güçlendirilmesinde, tedarik güzergahlarının çeşitlendirilmesinde ve yenilenebilir enerji alanındaki iş birliğinin geliştirilmesinde giderek daha belirleyici bir rol üstlendiğini göstermektedir. Bu doğrultuda, Türk Dünyası 2040 Vizyonu bizlere güçlü bir stratejik yol haritası sunmaktadır. Bu vizyon; ekonomik bütünleşmenin derinleştirilmesini, bağlantısallığın artırılmasını, kurumların güçlendirilmesini, bilgi temelli sektörlere yatırım yapılmasını ve sürdürülebilir, kapsayıcı kalkınmanın teşvik edilmesini öngörmektedir. Bu anlayışın en somut karşılığını ise hiç şüphesiz ulaştırma ve bağlantısallık alanında görmekteyiz.
Hazar Geçişli Uluslararası Doğu-Batı Orta Koridoru, Asya ile Avrupa arasında giderek daha stratejik bir bağlantı hattına dönüşmektedir. Koridor üzerinden taşınan yük miktarının 2030 yılına kadar 11 milyon tona ulaşabileceği öngörülmektedir. Yıllık 15 milyon tona kadar taşıma kapasitesine sahip olması beklenen Çin–Kırgızistan–Özbekistan demiryolu da Avrasya boyunca bağlantısallığı güçlendirecek, bölgesel ticarete yeni ufuklar açacaktır.
Ancak çağımızın ulaştırma koridorları yalnızca demiryollarından, karayollarından ve limanlardan ibaret değildir. Gerçek bağlantısallık, fiziki altyapının ötesine geçerek sınırların etkin biçimde aşılmasını, bilginin ve belgelerin de mallarla birlikte hızlı ve güvenli şekilde hareket etmesini gerektirir. Bu anlayışla TDT, büyük altyapı yatırımlarını gümrük ve dijitalleşme alanındaki somut çözümlerle tamamlamaktadır.
Basitleştirilmiş Gümrük Koridoru, e-Permit, E-CMR ve E-TIR gibi girişimlerimiz, sınır ötesi ticareti kolaylaştırmayı ve idari engelleri azaltmayı hedeflemektedir. Dijital Ekonomi Ortaklığı Anlaşması (DEPA) ile hizmetler ve yatırımlar alanında serbest ticaret anlaşması akdedilmesine yönelik çalışmalarımız, ülkelerimiz arasındaki ekonomik bütünleşmeyi daha da ileriye taşıyacaktır.
Rekabet kurumları, mali istihbarat birimleri, yatırım teşvik ajansları, yüksek denetim kurumları ve vergi idareleri arasında yakın dönemde tesis edilen iş birlikleri de kurumsal bağlantısallığımızı güçlendirmekte ve Türk dünyasında ekonomik yönetişimin gelişmesine katkı sağlamaktadır.
Dijital ekonomi, bütün bu çalışmaların merkezinde yer almaktadır. Dijital ticaret platformları, birbiriyle uyumlu elektronik gümrük sistemleri, finansal teknolojiler alanındaki iş birlikleri, güvenli veri paylaşımı ve dijital düzenlemelerde ortak yaklaşımlar, ekonomik ilişkilerimizi daha etkin ve erişilebilir hale getirecektir. Zira dijital dönüşüm, yalnızca teknolojik bir yenilenme meselesi değildir. Dijital dönüşüm, çağımızın ekonomik bütünleşmesinin temel taşlarından biridir.
Nihai hedefimiz açıktır: Kurduğumuz bağlantıların, bu bağlantılardan yararlanan insanların ve işletmelerin hayatında gerçek bir karşılık bulmasını sağlamak. Bütün bu gelişmeler, altyapının etkin sınır geçişleriyle desteklendiği, ticaretin yatırımlarla güçlendirildiği ve her bir üyemizin sahip olduğu imkanların ortak fırsatlara dönüştüğü, giderek daha bütünleşmiş bir Türk ekonomik alanının doğmakta olduğuna işaret etmektedir.
-Birbirine daha sıkı bağlarla kenetlenen bir Türk dünyasına doğru
Türk dünyası, genç nesillerimiz için yalnızca ortak bir geçmişin hatırası değil, geleceğe açılan canlı bir fırsatlar coğrafyası olmalıdır. Türk Üniversiteler Birliği (TÜRKÜNİB) ve Orhun Değişim Programı, öğrencilerimizi, akademisyenlerimizi ve üniversitelerimizi birbirine yakınlaştırarak ortak bir eğitim ve bilim alanının temellerini güçlendirmektedir. Genç Gönüllüler Eğitim Programı, Çok Taraflı Gençlik Değişim Programı ve Uluslararası Gençlik Kampı gibi girişimlerimiz, Türk dünyasının farklı köşelerinde yaşayan gençlerimizin birbirlerini tanımalarına, karşılıklı anlayış geliştirmelerine ve ortak aidiyet duygularını pekiştirmelerine imkan sağlamaktadır. Üzerinde çalışmaların sürdüğü Türk Kimliği ve Ortak Müze Kartı gibi girişimler ise seyahati kolaylaştırmayı ve müşterek kültürel mirasımıza erişimi artırmayı hedeflemektedir.
Bir ulaştırma koridoru, ancak iş dünyası tarafından etkin biçimde kullanıldığında gerçek değerini bulur. Ticari iş birliği, yatırımlarla desteklendiğinde güçlenir. Yatırımlar, teknoloji ve nitelikli insan kaynağıyla buluştuğunda daha verimli hale gelir. Bütün bu kazanımlar ise toplumlarımızın sürece katılması ve sonuçlarından yararlanmasıyla kalıcı ve sürdürülebilir bir niteliğe kavuşur. Bu nedenle Türk Devletleri Teşkilatı'nın geleceği, yalnızca iş birliği alanlarımızın sayısını artırmakta değil; mevcut mekanizmalarımızı birbirini tamamlayan, bütüncül bir fırsatlar alanına dönüştürmekte yatmaktadır. Bizim asıl gücümüz, sahip olduğumuz benzersiz tarihi ve kültürel temeller üzerinde yükselirken dünyaya açık kalabilmemizden kaynaklanmaktadır.
Uzun vadeli istikametimizi belirleyen Türk Dünyası 2040 Vizyonu doğrultusunda, devletlerimizin egemenliklerine ve milli önceliklerine tam saygı temelinde geliştireceğimiz daha derin bağlantısallık ve bütünleşme; iklim değişikliği, gıda ve sağlık güvenliği, afetler ve sınır aşan diğer sorunlar karşısında ortak hareket etme kapasitemizi güçlendirecektir.
-Dünyaya açılan bir Türk dünyası
Güçlenen bir Türk dünyası, aynı zamanda dünyayla daha sıkı bağlar kuran, ufku genişleyen ve uluslararası iş birliğine daha fazla katkıda bulunan bir Türk dünyası olmalıdır. Coğrafyamız, bizlere bu bakımdan tarihi ve tabii bir sorumluluk yüklemektedir. Asırlar boyunca Türk dünyasının uzandığı topraklar, Avrasya'nın farklı halklarını, medeniyetlerini, pazarlarını ve fikirlerini birbirine bağlayan yolların kavşağında yer almıştır. Bugün önümüzde duran fırsat, tarih boyunca üstlendiğimiz bu birleştirici role çağımızın şartları içinde yeni bir anlam ve güç kazandırmaktır.
Ulaştırma ağlarını geliştirerek, ticareti kolaylaştırarak, enerji sistemlerini birbirine bağlayarak, yenilikçiliği teşvik ederek ve toplumlarımız arasındaki ilişkileri güçlendirerek yalnızca kendi ülkelerimizin refahına değil, bütün Avrasya coğrafyasında bağlantısallığın ve iş birliğinin gelişmesine katkı sağlayabiliriz. Bu anlayış, Teşkilatımızın Birleşmiş Milletler (BM) sistemi ile diğer uluslararası ve bölgesel kuruluşlarla giderek derinleşen ilişkilerinde de karşılığını bulmaktadır.
Aynı şekilde, Teşkilatımızın dışındaki ülkeler ve ortaklarla esnek bir iş birliği zemini sunan TDT+ formatı, uluslararası açılımımızın önemli araçlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Amacımız; barışa, istikrara, bağlantısallığa, sürdürülebilir kalkınmaya ve diyaloğa katkıda bulunan, karşılıklı yarar esasına dayalı, somut ve kalıcı ortaklıklar geliştirmektir. Bizim hedefimiz, Türk dünyasının etrafına duvarlar örmek değil; Türk dünyasından dünyanın dört bir yanına uzanan dostluk, diyalog ve iş birliği köprüleri kurmaktır. Kendi içinde daha güçlü bağlarla kenetlenen bir Türk dünyası, dış dünyaya da daha açık olacak; kendi sınırlarının ötesinde diyaloğa, kalkınmaya ve ortak refaha daha fazla katkıda bulunabilecektir.
-Geleceğe uzanan yol
Geride bıraktığımız yıllar boyunca Türk dünyasının birbirine her geçen gün daha fazla yakınlaşmasına, iş birliğimizin giderek çeşitlenmesine ve ortak irademizin somut kazanımlara dönüşmesine tanıklık etmek ve bu tarihi yolculuğa mütevazı bir katkıda bulunmak benim için büyük bir onur olmuştur.
Ancak bütün bu tecrübelerden çıkardığım belki de en önemli sonuç şudur: Önümüzde uzanan büyük imkanlar yolculuğunun henüz başındayız. Temeller atılmıştır. Üye devletlerimizin kararlılığı güçlüdür. Kurumsal yapımız genişlemiş ve derinleşmiştir. Ortak ekonomik ve stratejik potansiyelimiz uluslararası alanda giderek daha fazla kabul görmektedir. Halklarımız ise birbirleriyle buluşmanın, birlikte üretmenin ve ortak geleceğe katkıda bulunmanın yeni yollarını keşfetmektedir.
"Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde ve İşte Birlik" temasıyla Ankara'da düzenlenecek olan ve Türkiye'nin dönem başkanlığının başlayacağı 13. Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi, yakaladığımız bu güçlü ivmeyi iş birliğimizin yeni bir aşamasına taşıma bakımından önemli bir fırsat sunmaktadır.
Önümüzdeki dönemde başarımızın ölçüsü, yalnızca imzaladığımız anlaşmaların veya kurduğumuz mekanizmaların sayısı olmamalıdır. Asıl başarı; aldığımız kararların halklarımızın hayatına ne ölçüde dokunduğunda, ortak hedeflerimizin ne kadar somut fırsata dönüştüğünde ve gelecek nesillere ne kadar kalıcı kazanım bırakabildiğimizde aranmalıdır. Önceliğimiz, müşterek irademizi halklarımız için anlamlı fırsatlara, ortak hedeflerimizi gelecek kuşaklar için kalıcı ilerlemeye dönüştürmek olmalıdır.
Bu vesileyle, üye ve gözlemci devletlerimizin devlet başkanlarına ortaya koydukları vizyon ve sarsılmaz destekleri için en derin şükranlarımı sunuyorum. Hükümetlerimize, kurumlarımıza, Daimi Temsilcilerimize, uzmanlarımıza ve TDT Sekretaryasındaki kıymetli çalışma arkadaşlarıma da gönülden teşekkür ediyorum. Onların özverisi, mesleki birikimi ve ortak davamıza duydukları bağlılık, birlikte kaydettiğimiz ilerlemenin her aşamasında vazgeçilmez bir rol oynamıştır.
Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreteri olarak bu tarihi yolculuğa katkıda bulunmak, benim için daima büyük bir şeref ve iftihar vesilesi olacaktır. Genel Sekreterlik görev sürem sona yaklaşsa da Türk dünyasının birliğine, dayanışmasına ve refahına olan inancım ve bağlılığım hiçbir zaman değişmeyecektir. Bu müşterek gayrete katkı sunmuş olmanın onurunu her zaman taşıyacak, ortak geleceğimizin barındırdığı büyük imkanlara bütün kalbimle inanmaya devam edeceğim.
Türk dünyası, gönül yakınlığından güçlü bağlantılara, potansiyelden kurumsal kapasiteye, iş birliğinden halklarımızın hayatına dokunan somut kazanımlara uzanan yolculuğunu kararlılıkla sürdürmelidir. Atalarımız bize ortak bir tarih, köklü bir medeniyet ve paha biçilmez bir miras bıraktılar. Bizim gelecek nesillere bırakacağımız ise yalnızca bu mirasın hatırası olmamalıdır; o mirasın köklerinden beslenen, birlik ve dayanışmayla yükselen, refah ve umutla şekillenen ortak bir gelecek olmalıdır. Dillerimiz çeşitli lehçelerde, sesimiz farklı coğrafyalarda yankılansa da gönüllerimizden yükselen aynı mesaj, Türk dünyasının dört bir yanında daima duyulmalıdır: Biz birlikte daha güçlüyüz.
[Büyükelçi Kurbanıçbek Ömüraliyev, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Genel Sekreteridir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.