Türkiye’de artık bazı şeyleri konuşurken insanın kelimelerini seçmekte zorlandığı bir noktaya geldik. Bu ülkede evlatlarını vatan uğruna toprağa veren anaların, babaların, eşlerin ve çocukların yaşadıkları ortadayken, terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan için İmralı’da hazırlanan yeni konutun ve bu konut etrafında yürütülen siyasi tartışmaların normalleştirilmesini kabul etmemiz mi bekleniyor?
Önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli konuştu. İmralı’da Öcalan için yapılan yapının villa olmadığını, 250 metrekarelik bir konut olduğunu söyledi. Üstelik bu yapının Öcalan’ın görüşmelerini gerçekleştirmesi, mesajlarını aktarması ve gerektiğinde gazetecilerle görüşmesi için hazırlandığını ifade etti.
Ardından DEM Parti cephesinden açıklamalar geldi. Mithat Sancar, Abdullah Öcalan’ın kendisi için hazırlanan yeni yere geçtiğini duyurdu. Pervin Buldan ise 1 Kasım’da yaptığı açıklamada bu yeni yerin cezaevinin bir parçası olduğunu, çalışma koşullarını düzenleyen bir mekân olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Dahası, Öcalan’ın statüsüne ilişkin tartışmaların henüz sonuçlanmadığını ve yeni adımlara ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Şimdi bütün bunları yan yana koyun ve bir kez daha düşünün: Bu ülkede kim, kimin için neyin mücadelesini veriyor?
Bir tarafta terör örgütünün elebaşı için yeni bir yaşam ve çalışma alanı hazırlanmasını savunanlar, diğer tarafta evlatlarını bu ülkenin birliği ve bütünlüğü uğruna kaybetmiş aileler var. Bir tarafta İmralı’daki yapının metrekaresini, kullanım amacını ve çalışma koşullarını konuşan siyasetçiler; diğer tarafta evladının mezarına sarılarak ömrünü geçiren analar, babalar, eşler ve çocuklar!
Bir de Kazım Kuzucular’ı hatırlayın!
Şırnak’ta şehit düşen Piyade Uzman Çavuş Yıldırım Kuzucular’ın babası Kazım Kuzucular’ın fotoğrafı hafızalarımızda. Evladının cenazesinde ayağındaki yırtık ayakkabılarla görüntülenen o babayı unutmadık. O fotoğraf, bu ülkenin hafızasına kazınmış bir vicdan tablosudur. Bir baba, evladını vatan uğruna toprağa vermişti. Acısı tarifsizdi, imkânları sınırlıydı. Ayağındaki yırtık ayakkabı, yaşadığı yoksulluğun ve evlat acısının sessiz bir fotoğrafı olarak önümüzde duruyordu.
Şimdi soruyorum: O babanın yaşadığı hayatı kim konuşuyor? Babasız büyüyen çocukların, eşini kaybettikten sonra hayatın bütün yükünü tek başına omuzlayan kadınların, evladının mezarını ziyaret ederek ömrünü tamamlayan şehit annelerinin hesabını kim veriyor?
Şehit ailelerinin hayatı boyunca taşıdığı acı, bu ülkenin en büyük borçlarından biridir. O ailelerin evlatları, birilerinin siyasi hesapları uğruna değil, Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin geleceği için can verdi. Şimdi aynı ülkenin siyasetçileri, o şehitlerin katillerinin elebaşına sağlanan imkânları açıklıyor, savunuyor ve kamuoyunu buna alıştırmaya çalışıyor.
Bize bunu hangi vicdanla anlatıyorsunuz?
Devlet Bahçeli’nin talihsiz açıklamasından sonra Pervin Buldan’ın sözlerine bakalım. Bir yapının cezaevinin parçası olduğunu söylemek, yapılan düzenlemeye yönelik eleştirileri ortadan kaldırıyor mu? Öcalan’ın çalışma koşullarının iyileştirilmesini, yeni bir yerde görüşmeler yapmasını, mesajlarını aktarmasını ve gazetecilerle buluşabilmesini savunmak hangi siyasi ihtiyacın sonucudur? Üstelik Buldan’ın açıklamasında Öcalan’ın statüsüne ilişkin yeni beklentilerin dile getirilmesi, tartışmanın yalnızca bir konut meselesinden ibaret olmadığını da göstermiyor mu?
Mesele, bir binanın adına villa mı, konut mu, çalışma alanı mı denileceği değildir. Mesele, terör örgütünün elebaşının Türkiye’nin geleceğine ilişkin siyasi tartışmaların merkezine yerleştirilmesidir. Mesele, yıllarca bu ülkeye kan ve gözyaşı yaşatmış bir örgütün elebaşına hangi imkânların sağlandığı, hangi siyasi rolün biçildiği ve bütün bunların hangi gerekçelerle topluma kabul ettirilmeye çalışıldığıdır.
AKP, MHP ve DEM Parti ekseninde yürütülen bu sürecin Türkiye’yi nereye götürdüğünü sorgulamak zorundayız. Bir tarafta iktidarın siyasi gücü, diğer tarafta sürecin siyasi savunuculuğunu üstlenenler ve bütün bu gelişmeleri destekleyen bir ittifak görüntüsü var. Türk milletinin önüne konulan her adımın hesabı sorulmalıdır. Terörün bitmesini istemek başka, terör örgütünün elebaşına siyasi bir rol ve yeni imkânlar tanınmasını kabullenmek başkadır.
Biz terörün bitmesini istemiyor muyuz? Elbette istiyoruz. Ancak bunun yolu, şehitlerimizin hatırasını incitecek adımları normalleştirmek, terör örgütünün elebaşını siyasetin merkezine taşımak ve Türk milletinden bütün bunları sessizce izlemesini beklemek değildir. Barış ve kardeşlik söylemleri, geçmişte yaşananları unutturacak bir örtü olarak kullanılamaz. Şehitlerin kanı üzerinden yeni siyasi hesaplar yapılamaz. savaşta barışta iki devlet arasında olur. çapulcu bir grup silahlı başıbozuk kan dökecek, vatanı bölmek isteyecek, binlerce insanın canına malına kast edecek. kendilerini dünya lideri olarak tanımlayan kimselerde çıkıpı. "barış, kardeşlik" masalları anlatacak. Yok öyle kardeşim, yemezler. Siz dilediğinizle kucaklaşın, ama Türk'ün devletinde, Türk'ün vatanına, canına karstetmiş isyancı başıbozuklara "başeğdirdik" dedirtmeyeceğiz biz.
Bugün İmralı’daki yeni yapıyı savunanların, Öcalan soysuzunun çalışma koşullarını ve statüsünü konuşanların, bu sürece siyasi destek verenlerin karşısında Türk milletinin sorması gereken çok açık sorular vardır. Bu süreçte şehit ailelerinin hassasiyeti neden bu kadar geri plana itiliyor? Türk milletinin itirazları neden duyulmuyor? Öcalan’ın beklentileri konuşulurken, bu ülkenin şehitlerinin ve gazilerinin beklentileri neden aynı kararlılıkla gündeme getirilmiyor?
Şunu herkes bilmelidir: Türk milleti, şehitlerini unutmaz. Bir şehit babasının yırtık ayakkabısını da unutmaz, evladının tabutuna sarılan ananın feryadını da unutmaz. Babasız büyüyen çocukların, eşini toprağa veren kadınların hayatını da unutmaz. Siyasetçiler bugün kendi hesapları doğrultusunda açıklamalar yapabilir, ittifaklar kurabilir, yeni süreçler yürütebilir. Ancak hiçbir siyasi ittifak, milletin hafızasını ortadan kaldıramaz.
Bu sürece açıkça destek verenler de sessiz kalarak hizmet edenler de yarın tarih önünde sorumluluk taşıyacaktır. Kim hangi gerekçeyle bu sürecin yanında durmuş olursa olsun, Türk milletinin ve şehit ailelerinin vicdanında bunun bir karşılığı olacaktır. Tarih, yalnızca alınan kararları değil, o kararların hangi bedeller karşılığında alındığını da yazacaktır. Türk milletinin birliğini, devletin bütünlüğünü ve şehitlerin hatırasını siyasi hesaplara feda edenler, tarihin hükmünden kaçamayacaktır.
Bizim tarafımız bellidir. Biz şehitlerimizin tarafındayız. Biz bu vatanın birliği ve bütünlüğü için can verenlerin tarafındayız. Biz, evladını toprağa veren bir babanın yırtık ayakkabısının karşısına İmralı’da hazırlanan yeni imkânları koyanların değil, o babanın tarafındayız.
Türk milletini bu gelişmeler karşısında sessiz kalmamaya, ayrılıkları bir kenara bırakarak ortak bir vicdan etrafında birleşmeye davet ediyorum. Bu mesele herhangi bir partinin meselesi değildir. Bu mesele Türk milletinin hafızası, devletin geleceği ve şehitlerimize karşı sorumluluğumuzdur.
Şehidin babası yırtık ayakkabısıyla evladını toprağa verirken, bugün Öcalan için hazırlanan yeni yeri savunmak kimsenin vicdanına sığmamalıdır. Şehitlerimizi unutmadık, unutmayacağız. Bu millet, kendisine yaşatılanları da unutmayacaktır!