Sağlık

Prof. Dr. Çelik, aile öyküsü olmayan kadınların meme kanseri riski taşıdığını söyledi

Uzman Prof. Dr. Ömür Karakoyun Çelik, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında meme kanserinin yalnızca ailesinde kanser öyküsü bulunan kadınlarda görülmediğini belirtti. Çelik, yaşa ve…

16 Ekim 2026 12:21 · 4 dk okuma

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle
16.10.2026 - 12:21
Güncelleme: 16.10.2026 - 12:24

Uzman Prof. Dr. Ömür Karakoyun Çelik, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında meme kanserinin yalnızca ailesinde kanser öyküsü bulunan kadınlarda görülmediğini belirtti. Çelik, yaşa ve risk durumuna uygun mamografi taramalarının ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ömür Karakoyun Çelik, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, meme kanserinin yalnızca ailesinde kanser öyküsü bulunan kadınlarda görülmediğine dikkat çekti. Kanserin yıllar içinde biriken genetik değişiklikler ve çeşitli faktörlerin etkisiyle gelişebildiğini belirten Çelik, yaşa ve kişisel risk durumuna uygun mamografi taramalarının ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.

İnsan vücudunun her gün milyarlarca hücrenin yenilendiği karmaşık bir biyolojik denge içerisinde çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Ömür Karakoyun Çelik, bu süreçte hücrelerin DNA'sında meydana gelen hataların büyük bölümünün onarım mekanizmaları ve bağışıklık sistemi tarafından kontrol altına alındığını belirtti. Ancak bazı hücrelerin zamanla yeni genetik değişiklikler kazanarak bu denetim mekanizmalarından kaçabildiğini kaydeden Çelik, kontrolsüz hücre çoğalmasının kanser gelişiminde önemli rol oynadığını söyledi.

Kanserin çoğu zaman tek bir olay sonucunda ortaya çıkmadığını, genetik değişiklikler, çevresel etkiler, hormonal faktörler ve bağışıklık sistemiyle tümör hücreleri arasındaki etkileşim sonucunda yıllar içerisinde gelişebildiğini anlatan Çelik, meme kanserinin belirti vermeden ve erken evrede tespit edilmesi için düzenli taramaların önemine işaret etti.

"Vücudumuzdaki değişiklikleri önemsemeliyiz"

Kanser riskini tamamen ortadan kaldırmanın her zaman mümkün olmadığını belirten Prof. Dr. Karakoyun Çelik, korunma ve erken tanı için değiştirilebilir risk faktörlerinin azaltılması, aile öyküsünün bilinmesi ve düzenli taramaların aksatılmaması gerektiğini ifade etti.

Çelik, "Meme kanserinden korunmak önemlidir; ancak hastalık geliştiğinde onu mümkün olan en erken evrede yakalamak hayat kurtarabilir. Sağlık, vücudumuzun her gün yeniden kurduğu hassas bir dengedir. Bu dengeyi anlamak, korumak ve hastalıkları erken fark etmek bizim elimizdedir" dedi.

Sağlıklı yaşam alışkanlıkları önemli

Bağışıklık sisteminin yalnızca mikroplara karşı değil, anormal hücrelerin kontrol altında tutulmasında da önemli bir rol üstlendiğini belirten Çelik, yetersiz uyku, uzun süreli fiziksel ve psikolojik stres, dinlenme eksikliği ve ağır enfeksiyonların bağışıklık sisteminin işleyişini etkileyebileceğini söyledi. Ancak bu durumların tek başına meme kanserine neden olduğunu söylemenin bilimsel açıdan doğru olmadığını vurguladı.

Sigara dumanındaki kanserojen maddelerin DNA hasarına neden olabildiğini, alkol tüketiminin ise meme kanseri riskini artırdığının bilimsel olarak gösterildiğini kaydeden Çelik, yeterli uyku, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sigaradan uzak durma ve alkol tüketimini sınırlandırmanın sağlıklı yaşamın önemli unsurları olduğunu ifade etti.

Kanserin sağlıklı yaşayan kişilerde de gelişebileceğine dikkat çeken Çelik, "Kanser olmak, kişinin kendisine yeterince iyi bakmadığı veya bağışıklığının zayıf olduğu anlamına gelmez" diye konuştu.

Ailede kanser öyküsü bulunması riski artırabilir

Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu belirten Çelik, hastalığın gelişiminde yaş, hormonal faktörler, yaşam biçimi, çevresel etkiler ve genetik yatkınlığın rol oynayabildiğini söyledi.

Özellikle annesinde, kız kardeşinde, teyzesinde veya anneannesinde meme kanseri bulunan kadınların aile öyküsünün dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Çelik, baba tarafından gelen aile öyküsünün de aynı derecede önemli olduğunu vurguladı.

BRCA1 ve BRCA2 gibi genlerde genetik olarak taşınan hastalık yapıcı değişikliklerin meme kanseri riskini belirgin ölçüde artırabildiğini kaydeden Çelik, meme kanserlerinin yaklaşık yüzde 5-10'unun doğrudan genetik yatkınlıkla ilişkili olduğunu belirtti. Ailesinde birden fazla meme veya yumurtalık kanseri vakası bulunan, özellikle genç yaşta kanser tanısı alan yakınları olan kadınların genetik danışmanlık açısından değerlendirilmesinin önem taşıdığını söyledi.

Ailede kanser olmaması güvence değil

Ailesinde meme kanseri öyküsü bulunmayan kadınların da hastalık açısından tamamen güvende olmadığını vurgulayan Çelik, meme kanseri tanısı alan kadınların büyük çoğunluğunun ailesinde belirgin bir meme kanseri öyküsü bulunmadığını ifade etti.

Ailede kanser görülmemesinin hastalığın gelişmeyeceği anlamına gelmediğini belirten Çelik, bilinen risk faktörleri bulunmayan kadınlarda da meme kanserinin ortaya çıkabileceğini kaydederek, her kadının kendi meme sağlığının farkında olması gerektiğini dile getirdi.

"Erken tanı hayat kurtarır"

Meme kanserinin tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve sistemik tedavi seçeneklerinin bulunduğunu belirten Prof. Dr. Karakoyun Çelik, hastalığın erken evrede tespit edilmesi tedavi başarısını artırabildiğini, memenin korunmasına ve daha sınırlı tedaviler uygulanmasına imkan sağlayabildiğini söyledi.

Kadınların memelerinin normal görünümünü ve yapısını tanımalarının önemine dikkat çeken Çelik, yeni gelişen kitle, meme başından kanlı akıntı, meme başında içeri dönme veya açıklanamayan değişiklikler fark edildiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiğini ifade etti.

Yaşa ve kişisel risk durumuna uygun mamografi taramalarının henüz elle hissedilemeyen küçük tümörlerin tespit edilmesini sağlayabildiğini belirten Çelik, Türkiye'deki ulusal tarama programında 40-69 yaş arasındaki kadınlara iki yılda bir mamografi önerildiğini, yüksek riskli kadınlarda ise taramanın daha erken yaşta başlayabildiğini ve farklı görüntüleme yöntemleriyle desteklenebildiğini sözlerine ekledi.