Dünya

Fransa'da öğrenci eylemlerinin ardında 3,6 trilyon avroluk borç krizi var

PARC Direktörü Dr. Nevzet Çelik, AA Analiz'de Fransa'daki öğrenci eylemlerinin arka planını ve kamu hizmetlerindeki sorunları yazdı. Çelik, eylemlerin 3,6 trilyon avroya yaklaşan borç…

13 Ekim 2026 12:51 · 5 dk okuma

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle
13.10.2026 - 12:51
Güncelleme: 13.10.2026 - 12:53

PARC Direktörü Dr. Nevzet Çelik, AA Analiz'de Fransa'daki öğrenci eylemlerinin arka planını ve kamu hizmetlerindeki sorunları yazdı. Çelik, eylemlerin 3,6 trilyon avroya yaklaşan borç ve kemer sıkma politikalarıyla derinleşen sınıfsal eşitsizliklerden kaynaklandığını belirtti.

Paris Advanced Research Center (PARC) Direktörü Dr. Nevzet Çelik, Fransa'da öğrenci eylemlerinin arka planını, kamu hizmetlerindeki sorunları ve derinleşen sınıfsal eşitsizlikleri AA Analiz için kaleme aldı.

***

Fransa'da devam eden gösterilerde lise ve üniversite öğrencileri, bakımsız ve hijyensiz okul binalarının onarılmasını, öğretmen ve personel açıklarının kapatılmasını, kalabalık sınıfların makul seviyeye çekilmesini, yemeğe erişimin kolaylaştırılmasını, eğitimde fırsat eşitliğini ve nihayetinde tırmanan polis şiddetinin durdurulmasını talep ediyor.

Aslında Fransa'nın yakın tarihini bilenler ülkenin bu ölçekteki toplumsal gösterilere hiç de yabancı olmadığını görecektir. 2018'deki Sarı Yelekliler hareketi, katılımın 3,5 milyona ulaştığı 2023 Emeklilik Reformu protestoları, 2024'te çiftçi protestoları ve şu an devam eden öğrenci eylemleri dönemlik bir tepki olmaktan öte ülkede giderek biriken halk memnuniyetsizliğinin ve derinleşen sosyoekonomik krizin yansıması olarak okunmalıdır.

Fransız refah devletinin çıkmazı

Bugünün Fransa'sında öğrenciler haklı olarak, gelişmiş bir ekonomiye sahip bu ülkede neden okullarının yıkık dökük olduğunu, neden yurt bulamadıklarını, neden barınma ve gıda sorunu yaşadıklarını, öğretmen açığının neden vahim boyutlara ulaştığını ve neden acilde saatlerce beklemek gerektiğini yüksek sesle dile getirmek için gösteri yapıyorlar. Nitekim, yapılan araştırmalar Fransa'da öğrencilerin yüzde 50'sinden fazlasının maddi imkansızlıklar nedeniyle düzenli olarak öğün atladığını gösteriyor. [1]

Tüm bu sorunların arkasındaki ana neden ise Fransa'da kamu borcunu Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'nın (GSYH) yüzde 115'ini aşarak 3,6 trilyon avro civarına yaklaşması ve borç faiz ödemelerinin bütçenin en büyük yüklerinden biri haline gelmesidir. Hükümet geçmişte bütçe açığının yüzde 5'i aşmasıyla Avrupa Birliği'nden (AB) uyarı almış ve bu açığı kapatabilmek adına sert kemer sıkma politikalarına yönelmiştir. Yıllardır süren ve bir türlü çözülemeyen bu mali krizde her gelen hükümet, bütçe disiplini baskısı doğrultusunda ilk olarak halkın can damarı olan sağlık sisteminde yatak kapasiteleri ile ilaç geri ödemelerini kısmış, eğitimde öğretmen kadrolarının dondurarak sınıf mevcutlarını artırmış, okul ihtiyaçlarını ertelemiş ve emeklilik ile işsizlik maaşları başta olmak üzere sosyal yardımları sınırlandırmıştır.

Sonuç olarak kronikleşen bu devlet borcunu çevirebilmek adına atılan adımlar, Fransız refah devletinin temel ayaklarını her yıl biraz daha zayıflatarak toplumsal huzursuzluğun artmasına yol açmıştır. Unutmamak gerekir ki Fransa, dünyada en yüksek vergi oranlarına sahip ülkelerden biridir. Buna rağmen toplanan bu yüksek vergilerin nereye harcandığını ve kamu hizmetlerine neden yansımadığını halk artık anlamakta güçlük çekiyor.

Fransız Cumhuriyeti'nin temel ilkeleri olan özgürlük, eşitlik ve kardeşlik artık toplumdan kopmuş durumdadır ve Fransa'da çok önemli bir kavram olan "Cumhuriyet ahlakı" (morale de la Republique) toplumsal karşılığını yitirmektedir. Oysa Fransız Cumhuriyetçi geleneğinin kalbinde yer alan bu etik, kralın, elitlerin ve aristokrasinin ayrıcalıklarının sıfırlanıp eşit yurttaşlığın getirildiği, bedeli tarihsel mücadelelerle ödenmiş bir toplumsal sözleşmeye ve "sosyal devlet" idealine dayanır. Bu ideal bireyleri yalnızca yasa önünde eşit kılmanın ötesinde, üretilen refahın kamusal eğitim başta olmak üzere sağlık hizmetleri dahil adil bölüşümü vatandaşlığın asli hakkı olarak görür.

Nitekim Thomas Piketty, dünya çapında ses getiren eserinde, Fransa'da servet ve mirasın belirli kesimlerin elinde yoğunlaştığını, toplumun geniş kesimlerinin yaratılan refahtan yeterince pay alamadığını ve ekonomik eşitsizliğin kalıcı bir nitelik kazandığını ortaya koymuştur. Dolayısıyla gençlerin hem ailelerinden hem de okulda aldıkları Ahlak ve Yurttaşlık Eğitimi'nden (EMC) öğrendikleri ideal ilkeler ile toplumsal gerçeklikte karşılaştıkları ve giderek derinleşen bu eşitsizlikler arasındaki çelişki, tarihsel sözleşmenin aşındığını göstererek gençliği sokaklara döken temel dinamiği oluşturmaktadır.

Yükselen yaşam maliyetleri, barınma krizi ve gelecek kaygısı öğrencilerde öfkeye yol açıyor. Gençler açısından bu protestolar yalnızca mevcut sosyoekonomik koşullara bir itiraz değil, kamusal alanı birkaç aile ve şirketin hakim olduğu piyasaya karşı koruma ve Cumhuriyet'in sarsılan sosyal vaatlerini devlete yeniden hatırlatma mücadelesi olarak okunmalıdır.

Elitizmin gölgesinde Fransız eğitim sistemi

Örneğin üniversiteye giriş sistemine bakalım: Fransa'da Türkiye'deki YKS gibi herkesi aynı sınava ve sorulara tabi tutan merkezi bir üniversiteye giriş sınavı yok. Öğrenciler lise notları, Baccalaureat (lise bitirme sınavı) sonuçları ve başvuru dosyaları üzerinden değerlendiriliyor, üniversite ve bölümler kendi kabul ölçütlerini uyguluyor. Bu sistem, merkezi sınavın sağladığı ortak değerlendirme ölçütü yerine öğrencinin lise geçmişine ve dosyasına daha fazla ağırlık veriyor. İyi bir lise iyi bir üniversite demek, iyi bir lise ise genelde Paris'in merkezinde yer alıyor. Buradaki okullara girmek için o semtlerde oturmak, orada oturabilmek için de varlıklı bir mirasa ve yüksek ekonomik güce sahip olmak gerekiyor. Bu yüzden tarihsel olarak ülkedeki cumhurbaşkanlarının çoğu da devlet kademesindeki üst düzey bürokratlar da önce bu seçkin liselere gidiyor, ardından ENA, HEC Paris gibi kurumlara geçerek aileden gelen sosyal-kültürel sermaye ve bağlantıları sayesinde yukarılara tırmanıyor.

Dışarıdan bir devrim ülkesi olarak görülen Fransa, kökeni veya maddi durumu ne olursa olsun her yurttaşın kamusal hizmetlerden eşit yararlanacağını ve sistemin "liyakat" esasına dayanacağını vadetse de kişilerin kökenleri ve elitizm her alanda varlığını sürdürüyor. Örneğin Fransa Ulusal İstatistik Enstitüsünün (INSEE) yayınladığı araştırmaya göre, aristokrat ve varlıklı öğrencilerin ülkedeki en prestijli grandes ecoles kurumlarına yani Fransa'da devletin üst düzey yöneticilerini, siyasetçilerini ve iş dünyasının elitlerini yetiştiren seçkin okullarına girme olasılığı, toplumun geri kalanına kıyasla 6 ila 9 kat daha yüksek. [2]

İnsan hakları konusunda da başka ülkelere ders vermeye çalışan Fransa, öğrenci gösterilerinde yüzde 80'i reşit olmayan 6 binden fazla kişiyi gözaltına alıyor. Uluslararası raporlar, öğrenci gösterilerindeki polis müdahalelerinin 14-15 yaşındaki çocukların yaralanmasına kadar vardığını ortaya koyuyor. Kameraların önünde çocukları ters kelepçeleyip dizleriyle üzerlerine bastıran güvenlik görevlilerine karşı Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Ofisi ve bazı sivil toplum kuruluşları ise sadece "endişe" duyuyorlar.

Sonuç olarak Fransa, bugün yalnızca sosyoekonomik değil, derin bir siyasi kriz de yaşıyor. İkinci cumhurbaşkanlığı döneminin sonuna yaklaşan ve yeniden seçilmesi mümkün olmayan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, halka verdiği vaatlerin çoğunu yerine getirememiş olsa da kendisini artık AB liderliğine hazırlıyor gibi görünüyor. Gelecek yıl yapılacak seçimlerde sandıktan ya aşırı sağ ya da aşırı sol çıkacak gibi görünse de bu durum aslında Fransa'da merkez siyasetin tamamen tıkandığını ve ekonominin alarm verdiğini gösteriyor. Kim bilir belki de Fransa, tüm siyasi seçeneklerin ötesinde yeni bir devrimin tarihsel sancısını yaşıyordur.

[1] https://thotismedia.com/enquete-unef-2026-ce-que-revele-nouveau-barometre-cout-vie-etudiante/

[2] https://www.insee.fr/fr/statistiques/8743896

[Dr. Nevzet Çelik, Paris Advanced Research Center Direktörü ve aynı zamanda GSRL-EPHE-PSL Üniversitesi üyesidir.]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.