Gündem

FİLİSTİN TÜRK’ÜN MESELESİ DEĞİLDİR

Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yönelik baskılar sürerken, Türkiye’de Filistin hassasiyetinin Türk dünyasının meselelerinde aynı ölçüde ortaya konmaması tartışılıyor.

Uğur Turgut Ilgar · 24 Ekim 2026 23:18 · 7 dk okuma

Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri kimlikleriyle, dilleriyle, inançlarıyla yaşama hakkı için ağır baskılarla karşı karşıya yaşamaktadır. Türkiye’de bazı çevrelerin siyasi gündem olduğu zamanlar ve uluslararası kurumların raporlarında kayıtlı, inkâr edilemez insan hakları ihllerine işaret eden bilgiler vardır. 31 2022 tarihli raporunda bölgedeki ihlallerin ciddi insan hakları ihlalleri teşkil edebileceği vurgulanmıştır. Buna rağmen Türkiye’deki bazı çevrelerin Filistin için meydanları doldurması, Doğu Türkistan’daki baskılara sessiz kalması, Türkiye’de deki bazı siyasal İslamcıların çifte standardını ortaya koyar. Bir yanda Kürtlerin ana dili hakkını savunurken diğer yanda Uygur Türklerinin kendi dilini, kültürünü koruma mücadelesi göz ardı edilir. Aynı seçicilikle Türk devletlerinin, örneğin Azerbaycan’ın kararlarını eleştirip Doğu Türkistan söz konusu olduğunda susmak, Türk dünyasının meselelerine karşı duyarsız kalmaktır. Bizim meselemiz açık: Doğu Türkistan. Filistin sizin meseleniz olabilir. Benim meselem esir Türk yurtlarıdır. Bu hakikati söylemekten geri durmayacağız.

FİLİSTİN TÜRK’ÜN MESELESİ DEĞİLDİR, TÜRK’ÜN ÖNCELİKLİ MESELESİ DOĞU TÜRKİSTAN’DIR!

Doğu Türkistan’da yaşanan zulüm, Türk milletinin gündeminden düşürülmemesi gereken millî bir meseledir. Uygur Türklerinin kendi kimlikleriyle yaşayabilmesi, dillerini konuşabilmesi, kültürlerini koruyabilmesi ve inançlarını özgürce yaşayabilmesi için verdikleri mücadele, yalnızca Doğu Türkistan’da yaşayanların değil, bütün Türk dünyasının meselesidir. Çin yönetiminin yıllardır bölgede uyguladığı politikalar; kitlesel gözaltılar, dinî ve kültürel hayata yönelik kısıtlamalar, ailelerin parçalanması ve Uygur kimliğinin aşındırılmasına yönelik uygulamalarla uluslararası raporlara yansımıştır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, 31 Ağustos 2022 tarihli raporunda bölgede ciddi insan hakları ihlalleri yaşandığını ve bunların insanlığa karşı suçlar teşkil edebileceğini belirtmiştir.

Böylesine ağır bir tablo karşısında insanın aklına şu soru geliyor: Filistin için dünyayı ayağa kaldıranlar, Doğu Türkistan söz konusu olduğunda neden aynı kararlılığı göstermiyor?

Türkiye’de kendilerini Müslümanlık üzerinden tanımlayan, fakat siyasi meseleleri Arap dünyasının önceliklerine göre değerlendiren bazı çevrelerin tutumları, bu soruyu daha da anlamlı hâle getiriyor. Filistin için meydanları dolduran, sosyal medyada günlerce kampanyalar yürüten ve herkesi kendi siyasi çizgisine göre saf tutmaya çağıran bu çevrelerin önemli bir kısmı, Doğu Türkistan’daki soydaşlarımızın yaşadığı zulüm karşısında aynı duyarlılığı ortaya koymuyor. Türk milletinin esaret altındaki evlatları söz konusu olduğunda gösterilen bu sessizlik, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir çelişkidir.

Benim söylediğim söz açık: Filistin benim meselem değildir; benim öncelikli meselem Doğu Türkistan’dır.

Bu sözümü, Filistin’de yaşananları meşru gördüğüm veya orada yaşayan insanların acılarını desteklediğim şeklinde yorumlayanlar, söylemek istediğimi anlamıyor ya da anlamak istemiyor. Benim meselem, kendi milletimin geleceğidir. Benim meselem, esaret altındaki Türk yurtlarıdır. Başka milletlerin siyasi gündemlerini Türk milletinin önüne koymak zorunda değilim. Kendi milletimin meselelerini öncelemek için kimseden izin alacak da değilim.

AZERBAYCAN’A HAKARET EDENLERİN DOĞU TÜRKİSTAN KARŞISINDAKİ SESSİZLİĞİ

Azerbaycan’da okullardaki kılık kıyafet düzenlemesi üzerinden koparılan tartışmalar, Türkiye’deki bazı çevrelerin Türk devletlerine karşı takındığı tavrı bir kez daha gözler önüne serdi. Azerbaycan hükûmetine hakaretler yağdıran, bu ülkenin kendi iç meseleleri hakkında söz söyleme hakkını kendilerinde gören ve Azerbaycan’ın egemenliğini savunan Türk milliyetçilerini küfürlerle hedef alanlar, Türk dünyasının iradesine saygı duymadıklarını açıkça ortaya koydular.

Azerbaycan bağımsız bir Türk devletidir. Türkiye’nin arka bahçesi olmadığı gibi, Arap dünyasının veya başka herhangi bir gücün nüfuz alanı da değildir. Azerbaycan’ın kararları elbette eleştirilebilir. Ancak eleştiri başka, bağımsız bir devletin halkına hakaret etmek ve onun egemenliğini küçümsemek başkadır.

Kendilerini Müslümanlık üzerinden tanımlayan bazı siyasal İslamcıların, Türk devletlerinin kararları kendi beklentileriyle örtüşmediğinde gösterdikleri öfke dikkat çekicidir. Aynı çevrelerin Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinin uğradığı baskılar karşısında aynı kararlılıkla ses yükseltmemesi ise ciddi bir çelişkidir.

Azerbaycan’ın içişlerine müdahale etmeyi kendinde hak görenler, Türk milliyetçilerine hakaret etmek yerine önce kendi siyasi anlayışlarını sorgulamalıdır. Bir Türk devletinin egemenliğini savunmak, o devletin her kararını koşulsuz desteklemek anlamına gelmez. Ancak hiçbir ülkenin bağımsızlığı, başka bir siyasi veya dinî anlayışın beklentilerine bağlı değildir.

Türk devletlerinin egemenliğine saygı göstermeyenlerin Türk dünyasının birliğinden söz etmesi, kendi içinde büyük bir çelişkidir.

SİYASAL ARAPÇILIK VE SEÇİCİ HASSASİYET

Benim eleştirdiğim, bir halkın yaşadığı acıya duyarlılık gösterilmesi değildir. Benim eleştirdiğim, bu duyarlılığın siyasi bir dayatmaya dönüştürülmesi ve Türk milletinin kendi meselelerini öncelemesinin düşmanlık gibi gösterilmesidir.

Türkiye’de bazı çevreler, Kürtlerin ana dillerini öğrenme ve kültürlerini yaşatma haklarını savunuyor; ana dilde eğitim taleplerini gündeme getiriyor. Bir insanın kendi dilini konuşmasını, kültürünü yaşatmasını ve kimliğini korumasını savunmak elbette anlaşılır bir tutumdur. Ancak aynı hassasiyet Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri veya İran’da yaşayan Güney Azerbaycan Türkleri söz konusu olduğunda neden aynı ölçüde gösterilmiyor?

Bir halkın dilini ve kültürünü yaşatma hakkını savunup başka bir halkın aynı haklar için verdiği mücadeleyi görmezden gelmek, ilkeli bir yaklaşım değildir.

Uygur Türklerinin kendi dillerini koruma mücadelesi ortadadır. Güney Azerbaycan Türklerinin ana dillerinde eğitim ve kültürel haklar konusundaki talepleri ortadadır. Buna rağmen Türklerin yaşadığı coğrafyalardaki meseleler, Türkiye’deki bazı siyasi çevrelerin gündeminde gereken yeri bulmuyor.

İşte siyasal Arapçılık dediğim anlayışın sorgulanması gereken yönü budur: Türk milletinin meseleleri söz konusu olduğunda geri çekilen, fakat başka coğrafyaların siyasi gündemleri söz konusu olduğunda herkese nasıl düşünmesi gerektiğini anlatan bir yaklaşım.

Bu tutumun Türk milliyetçileri tarafından eleştirilmesi kadar doğal bir şey yoktur. Hiç kimse kendi siyasi önceliklerini bütün Türk milletine dayatamaz.

DOĞU TÜRKİSTAN’DA BİR MİLLETİN GELECEĞİ HEDEF ALINIYOR

Doğu Türkistan’da yaşananlar, birkaç günlük sosyal medya tartışmasına sığdırılamayacak kadar ağırdır.

Çin yönetiminin uygulamaları nedeniyle Uygur Türklerinin dinî ve kültürel hayatı ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya kalmıştır. Kitlesel gözaltılar, ailelerin parçalanması, dinî pratikler üzerindeki baskılar ve kültürel kimliğin aşındırılmasına yönelik politikalar, uluslararası raporlara konu olmuştur.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin 2022 tarihli değerlendirmesi, bölgede yaşanan ihlallerin boyutunu ortaya koyan önemli bir belgedir. Raporda, keyfî ve ayrımcı gözaltı uygulamalarının ciddi insan hakları ihlalleri oluşturduğu ve bunların insanlığa karşı suçlar teşkil edebileceği belirtilmiştir.

Uygur Türklerinin yaşadığı sorunları yalnızca başörtüsü veya belirli dinî uygulamalar üzerinden değerlendirmek de meselenin özünü gözden kaçırmaktır. Burada söz konusu olan, bir milletin kendi kimliğiyle var olabilmesidir.

Bir insanın kendi dilini konuşabilmesi, çocuğuna kendi kültürünü öğretebilmesi, tarihini öğrenebilmesi ve inancını baskı altında kalmadan yaşayabilmesi temel hakları arasındadır. Bir milletin bu haklarının sistematik biçimde sınırlandırılması, o milletin geleceğini de tehdit eder.

Doğu Türkistan’da yaşananları gündemde tutmak, Uygur Türklerinin sesini duyurmak ve Çin yönetiminin uygulamalarının bağımsız biçimde incelenmesini istemek zorundayız.

Peki, Filistin için gösterilen siyasi kararlılık neden Uygur Türkleri için de ortaya konulmuyor? Neden aynı çevreler, Türk dünyasının bir parçası olan Doğu Türkistan’daki baskıları sürekli gündemde tutmak için aynı çabayı göstermiyor?

Bu sorulara cevap vermek yerine Türk milliyetçilerine hakaret etmek, Doğu Türkistan’daki gerçekleri ortadan kaldırmıyor.

ESİR TÜRK YURTLARI UNUTULMAMALIDIR

Doğu Türkistan, Türk dünyasının yaşadığı sorunların yalnızca bir parçasıdır.

Kırım Türklerinin yaşadığı baskılar, Güney Azerbaycan Türklerinin dil ve kültür haklarına ilişkin talepleri, Irak Türkmenlerinin güvenlik ve kimlik sorunları, Suriye Türkmenlerinin savaş ve istikrarsızlık ortamında karşı karşıya kaldıkları güçlükler de Türk dünyasının gündeminde yer almalıdır.

Bu coğrafyaların her birinin kendine özgü şartları vardır. Ancak hepsini bir araya getiren ortak mesele, Türk topluluklarının kimliklerini koruma ve kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olma mücadelesidir.

Benim önceliğim bu mücadeledir.

Ben Doğu Türkistan’ı konuşurken Kırım’ı unutmuyorum. Güney Azerbaycan’ı konuşurken Irak ve Suriye Türkmenlerini görmezden gelmiyorum. Türk dünyasının herhangi bir parçasında yaşanan baskıyı, başka bir coğrafyanın siyasi gündemi uğruna ikinci plana itmiyorum.

Türk milliyetçiliğinin temelinde Türk milletinin varlığı, bağımsızlığı ve geleceği vardır. Bu sebeple Türk dünyasının meselelerini öncelemek, geçici bir siyasi tercih değil, millî bir sorumluluktur.

Beni Filistin üzerinden yargılayanlara, Türk milletinin meselelerini öncelediğim için hakaret edenlere ve kendi siyasi tercihlerini bana dayatmaya çalışanlara cevabım nettir: Benim hangi meseleyi öncelikli göreceğime siz karar veremezsiniz.

Filistin’i kendi meselesi olarak görenler elbette olabilir. Ancak bu tercihin bütün Türk milliyetçileri için değişmez bir ölçü hâline getirilmesine karşı çıkarım. Türk milletinin kendi meselelerini belirleme hakkını savunurum.

TÜRK MİLLİYETÇİLERİNE HAKARET EDEREK BİZİ SUSTURAMAZSINIZ

Ben, Filistin’in Türk milletinin öncelikli meselesi olmadığını söylediğim için ağır hakaretlere ve küfürlere maruz kaldım. Beni vicdansızlıkla suçlayanlar, düşüncemi değiştirmek için hakaretin yeterli olacağını sandılar.

Yanılıyorlar.

Benim önceliğim, esaret altındaki Türk yurtlarıdır. Benim önceliğim, Doğu Türkistan’daki soydaşlarımızın yaşadıklarıdır. Benim önceliğim, Türk milletinin geleceğidir.

Bu tutumumu değiştirmek için sosyal medyada kaç kişinin hakaret ettiğinin hiçbir önemi yoktur.

Bazı çevrelerin Türk milliyetçilerini Siyonistlikle suçlaması da bu tartışmanın bir parçasıdır. Ancak siyasi görüş ayrılıklarını bu tür ithamlarla örtmeye çalışmak, gerçek bir tartışma yürütmek değildir. Türk milliyetçiliğini kendi milletinin haklarını savunduğu için suçlamak, Türk milliyetçiliğinin ne olduğunu anlamamaktır.

Öte yandan bazı kişilerin yabancı istihbarat örgütleri adına hareket ettiğine ilişkin düşünce ve şüpheler, somut kanıtlar olmadan kesin bir suçlama şeklinde sunulmamalıdır. Benim eleştirim için böyle bir iddiaya ihtiyacım yoktur. İnsanların açıkça ortaya koydukları siyasi tutumlar, Türk devletlerinin egemenliğine yaklaşımları ve Doğu Türkistan karşısındaki sessizlikleri zaten tartışılması gereken konulardır.

Bir Türk milliyetçisinin kendi milletini öncelemesi neden suç olsun? Türk dünyasının sorunlarını gündeme getirmesi neden düşmanlık olarak gösterilsin?

Ben bu soruları sormaya devam edeceğim.

SON SÖZ

Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinin yaşadığı baskılar, Türk dünyasının ortak vicdanını ilgilendiren bir meseledir. Bu meseleyi gündemde tutmak, uluslararası kuruluşları harekete geçmeye çağırmak ve Çin yönetiminin uygulamalarının bağımsız biçimde incelenmesini istemek millî sorumluluğumuzun bir parçasıdır.

Türk milletinin evlatları kendi yurtlarında kimliklerini korumak için mücadele ederken, bizim başka coğrafyaların siyasi gündemlerine göre hareket etmemiz beklenemez.

Filistin için dünyayı ayağa kaldıranlar, Doğu Türkistan’daki soydaşlarımızın sesini de duymalıdır. Fakat duymuyorlarsa bu durum, bizim kendi meselemizden vazgeçmemizi gerektirmez.

Başkalarının sessizliği, bizim sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz. Başkalarının siyasi tercihleri, bizim millî önceliklerimizi belirleyemez. Türk dünyasının meselelerini gündeme getirmek için kimseden izin almayacağız.

Benim meselem bellidir. Doğu Türkistan’dır. Kırım’dır. Güney Azerbaycan’dır. Irak ve Suriye Türkmenleridir. Esaret, baskı ve kimlik mücadelesi yaşayan Türk yurtlarıdır.

Filistin sizin meseleniz olabilir. Benim meselem esir Türk yurtlarıdır. Benim önceliğim Doğu Türkistan’dır. Uygur Türkleri kendi kimlikleriyle özgürce yaşayamadığı sürece, Türk dünyasının hiçbir parçasının esareti ve baskısı sona ermediği sürece bu meseleyi gündemimden çıkarmayacağım.