Kültür Sanat

Filibe, Trak'tan Osmanlı'ya mirasıyla Avrupa'nın yaşayan en eski şehri sayılıyor

Filibe'nin MÖ 6000'lere uzanan tarihi, Trak, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinin izlerini günümüzde de yaşatıyor. Kentin Avrupa'nın yaşayan en eski şehri olduğu belirtilirken Nebet…

13 Ekim 2026 11:08 · 5 dk okuma

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle
13.10.2026 - 11:08
Güncelleme: 13.10.2026 - 11:09

Filibe'nin MÖ 6000'lere uzanan tarihi, Trak, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinin izlerini günümüzde de yaşatıyor. Kentin Avrupa'nın yaşayan en eski şehri olduğu belirtilirken Nebet Tepe ve Antik Tiyatro gibi yapılar ziyaretçilere mirasını sunuyor.

Bulgaristan'ın orta kesiminde yer alan Filibe, binlerce yıllık geçmişinde Traklar, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar başta olmak üzere farklı medeniyetlerin bıraktığı izleri bugün de kent dokusunda yaşatıyor.

Meriç Nehri'nin iki yakasında yer alan şehir, geçmişten bugüne farklı kültürlerin ve medeniyetlerin buluştuğu bir merkez olarak öne çıkıyor.

Zengin kültürel mirası ve mimarisiyle dikkati çeken Filibe, Bulgaristan'ın "kültür ve sanat başkenti" olarak da anılıyor.

Bulgaristan'ın Filibe kentindeki en eski yerleşim alanlarından Nebet Tepe, binlerce yıllık tarihi, antik dönemden bugüne ulaşan kalıntıları ve kente hakim konumuyla göze çarpıyor.

Filibe'nin binlerce yıllık tarihini yansıtan önemli arkeolojik alanlardan biri olan Nebet Tepe'de, eski kale surları ve savunma sistemine ait yapıların izleri bulunuyor.

Tarih boyunca farklı uygarlıklara ev sahipliği yapan tepede, ilk yerleşim izleri Milattan Önce (MÖ) 4. bin yıla kadar uzanıyor.

Adını Türkçedeki "nöbet" ve "tepe" kelimelerinden alan Nebet Tepe'de, antik dönemde kenti koruyan bir garnizonun bulunduğu tahmin ediliyor.

Ziyaretçilerin ücretsiz gezebildiği Nebet Tepe, arkeolojik kalıntılarının yanı sıra Filibe manzarasıyla da ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

Antik Tiyatro

Filibe'nin önemli tarihi yapılarından biri olan Antik Tiyatro, Roma döneminden bugüne ulaşan mimari eserler arasında yer alıyor.

Cambaz Tepe ile Taksim Tepe arasında yer alan tiyatro, Bulgaristan topraklarında bugüne ulaşan tek antik tiyatro yapısı olma özelliğini taşıyor.

Milattan sonra 1. yüzyıla tarihlenen ve 1968-1979 yıllarında Filibe Arkeoloji Müzesi tarafından yürütülen kazılarla ortaya çıkarılan Antik Tiyatro, dünyanın en iyi korunmuş antik tiyatroları arasında gösteriliyor.

Yaklaşık 3 bin 500 seyirci kapasitesine sahip tiyatro, halihazırda farklı türlerde gösteri ve kültür sanat etkinliklerine ev sahipliği yapıyor.

Roma Stadyumu

Milattan sonra 2. yüzyılda inşa edilen Roma Stadyumu, Filibe'nin merkezinde Cuma Camisi'nin yanında yer alıyor.

Antik dönemde spor müsabakalarının düzenlendiği stadyumun yaklaşık 30 bin seyirci kapasitesine sahip olduğu tahmin ediliyor.

Büyük bölümü modern yapıların altında kalan stadyumun kuzeydeki kavisli bölümü, 13 sıra oturma yeri, kuzey girişi ve pistinin bir kısmı görülebiliyor.

Cuma Camisi

Filibe'nin merkezinde yer alan Cuma Camisi, yaklaşık 6 asırlık geçmişiyle Osmanlı döneminden bugüne ulaşan önemli tarihi yapılardan biri olarak varlığını sürdürüyor.

Geçmişi Sultan I. Murad dönemine uzanan ve Hüdavendigar Camisi adıyla da anılan yapı, erken Osmanlı döneminin çok kubbeli ulu cami mimarisinin Balkanlar'daki önemli örnekleri arasında yer alıyor.

Bugün ibadete açık olan Cuma Camisi, Filibe'deki Müslüman toplum için dini işlevini sürdürürken kenti ziyaret eden turistlerin de ilgisini çekiyor.

Saat Kulesi

Filibe'nin Sahat Tepe olarak bilinen tepesinde yer alan Saat Kulesi, 1578-1611 yıllarında inşa edildiği tahmin ediliyor.

Avrupa'nın en eski saat kuleleri arasında gösterilen yapıda kadran bulunmadığından zaman, çan sesiyle duyuruluyor.

Filibe'nin tarihi simgelerinden biri olan Saat Kulesi, bulunduğu tepeden kentin merkezini ve çevresini gören konumuyla da ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

Filibe'nin çok katmanlı tarihi

Kentin tarihine ilişkin AA'ya değerlendirmelerde bulunan "Eski Filibe" Devlet Enstitüsü başrehberi Vangel İliev, Filibe'nin yalnızca Avrupa'nın en eski şehirlerinden biri olmasıyla değil, farklı din, etnik grup ve medeniyetlerin bıraktığı izleri bir arada yaşatmasıyla da öne çıktığını söyledi.

İliev, Filibe'nin geçmişinin MÖ 6000'lere kadar uzandığını belirterek "Filibe, Avrupa'nın yaşayan en eski şehridir. Şehrimizin ve ülkemizin tarihinden geçen tüm dinler, tüm etnik gruplar, tüm medeniyetler ve kültürler bize bir şey bıraktı. Bu izler mimaride, yapılarda, zanaatlarda veya mutfak kültüründe karşımıza çıkabilir." dedi.

Filibe'nin bu kültürel çeşitliliğinin kentin kimliğini oluşturduğunu ifade eden İliev, "Aslında her şeyden birazına sahibiz. Filibe'yi ve bu şehrin havasını, Bulgaristan'ın diğer şehirlerinden farklı ve eşsiz kılan da bu." diye konuştu.

İliev, Filibe'deki ilk yaşam izlerinin Nebet Tepe'de bulunduğunu ve kentin tarihinin burada başladığını belirtti.

Kentin tam anlamıyla şehir niteliği kazanmasının MÖ 4000'lere dayandığını anlatan İliev, bu dönemde kentin belirli bir alana ve savunma yapılarına sahip olduğunu dile getirdi.

Filibe'nin tarih boyunca farklı medeniyet ve kültürlere ev sahipliği yaptığının altını çizen İliev, kentte Trak döneminin ardından Yunan, Roma, Bizans, Birinci Bulgar İmparatorluğu ve Osmanlı dönemlerinin yaşandığını aktardı.

Tarih boyunca Filibe farklı isimler taşıdı

İliev, farklı dönemlerde kentin adının da değiştiğine işaret ederek Trak döneminde kentin "Evmolpia" olarak anıldığını, Yunan döneminde "Philippopolis", Roma döneminde ise "Trimontium" adının kullanıldığını belirtti.

Osmanlı döneminde ise Filibe adının kullanıldığını ifade eden İliev, bugünkü "Plovdiv" adının da bu tarihsel isimlerden evrildiğini kaydetti.

Filibe'nin farklı medeniyetlerin etkisi altında kalmasına rağmen kent olma özelliğini hiç kaybetmediğini vurgulayan İliev, "Her zaman şehir oldu. Farklı kültürlere şehir olarak girdi ve onlardan yine şehir olarak çıktı. Belirli bir dönemde yerleşim yerine dönüşmüş bir kentten söz etmiyoruz." dedi.???????

Filibe'ye gelen turistlere kentin farklı dönemlerinden eserleri birlikte görmelerini tavsiye eden İliev, "Ben her zaman her şeyden biraz görülmesini tavsiye ediyorum. Çünkü şehir gerçekten çok zengin. Farklı medeniyetlere ait çok sayıda değerimiz var." diye konuştu.

Kentin ulusal ölçekte olduğu kadar uluslararası ölçekte de önemli tarihi değerlere sahip olduğunu belirten İliev, "Antik Tiyatro, Bulgaristan'da günümüze kadar ulaşan ve halen kullanılan en eski antik sahne. Avrupa'da da halen kullanılan az sayıdaki antik sahneden biri." ifadelerini kullandı.

İliev, Eski Filibe kısmındaki tarihi evlerin kentin Osmanlı dönemindeki çok kültürlü yapısını ve dönemin toplumsal yaşamını anlamak açısından önemli olduğunu belirterek, bu yapıların 19. yüzyılın ikinci yarısında Filibe'de farklı etnik kökenlere sahip varlıklı tüccarların nasıl yaşadığına ilişkin önemli bilgiler sunduğunu söyledi.

Hippocrates Eczacılık Müzesi

Filibe'deki Hippocrates Eczacılık Müzesi'nin de kentin önemli duraklarından biri olduğunu belirten İliev, binanın 1872-1947 yıllarında eczane olarak faaliyet gösterdiğini anlattı.

İliev, Hippocrates Eczacılık Müzesi'nin Bulgaristan'da eczacılık tarihine adanmış tek müze olduğunu belirterek, sergide bulunan şişeler, kaplar ve eczacılık araçlarının tamamının orijinal olduğunu ve koleksiyonun yaklaşık 7 yıl boyunca eski eczanelerden ve antikacılardan toplanan eserlerle oluşturulduğunu kaydetti.

Bulgar ressam Zlatyu Boyadzhiev'in eserleri

Filibe'nin sanat mirasına da değinen İliev, kentteki sanat durakları arasında Bulgar ressam Zlatyu Boyadzhiev'in eserlerinin yer aldığı daimi sergiye değindi.

İliev, sergide sanatçının 73 eserinin bulunduğunu aktararak, Boyadzhiev'in Bulgaristan'ın en önemli ressamlarından biri olduğunu ifade etti.

Boyadzhiev'in eserlerinde köy yaşamı, aile, kadınların toplumdaki yeri ve gündelik hayattan insanların yanı sıra Bulgar toplumunun farklı yönlerinin işlendiğini söyleyen İliev, sanatçının eserlerinin Bulgar toplumuna ilişkin kapsamlı bir bakış sunduğunu belirtti.

İliev, 1951'de 48 yaşındayken felç geçiren Boyadzhiev'in sağ tarafının felç olmasına rağmen yaklaşık iki yıl içinde sol eliyle resim yapmayı öğrendiğini anlatarak, sergide sanatçının sağ ve sol eliyle yaptığı eserlerin iki farklı dönem halinde görülebileceğini kaydetti.

Sanatçının yaşadığı zorluklara rağmen resim yapmayı sürdürmesini güçlü bir irade örneği olarak değerlendiren İliev, Boyadzhiev'in hikayesinin sergiyi ziyaret eden birçok kişi için ilham ve güç kaynağı olabileceğini vurguladı.