Politika

AHMET ŞANLI, FATİH TEZCAN VE AZERBAYCAN ALEYHİNDE KONUŞAN 5 KİŞİ HAKKINDA ULUSLARARASI ARAMA KARARI!

Azerbaycan’a ve İlham Aliyev’e yönelik açıklamalar tartışma yaratırken, Türkiye-Azerbaycan kardeşliği ve devletlerin egemenliğine saygı konusu yeniden gündemde.

Selim Karadayı · 20 Ekim 2026 09:28 · 2 dk okuma

Selim Karadayı | İstikbal Postası

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, birkaç kişinin siyasi hırsına, sosyal medya çıkışlarına veya ideolojik hesaplarına kurban edilemeyecek kadar köklü bir bağdır. Bu kardeşlik, günübirlik siyasi tartışmaların üzerinde; ortak tarihin, ortak acıların ve ortak mücadelenin mirasıdır.

Ne var ki son dönemde Azerbaycan’a ve Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e yönelik açıklamalar, ciddi bir tartışmayı beraberinde getirdi. Fatih Tezcan ve Ahmet Şanlı’nın Azerbaycan yönetimine ilişkin sözleri ve siyasi çağrıları, iki ülke arasındaki hassasiyetleri yeniden gündeme taşıdı.

Bir ülkenin yönetimini eleştirmek başka, o ülkenin egemenliğini hedef alan çağrılar yapmak başkadır. Siyaset adına söylenen her sözün bir karşılığı, kamuoyu önünde savunulması gereken bir tarafı vardır. Hele konu Azerbaycan gibi Türkiye ile tarihî ve stratejik bağları bulunan bir ülkeyse kullanılan dilin sorumluluğu daha da büyür.

Azerbaycan makamlarının yedi kişi hakkında uluslararası arama süreci başlatıldığını duyurması da meselenin artık yalnızca sosyal medya tartışması olarak görülemeyeceğini ortaya koyuyor. Soruşturma kapsamında dile getirilen suçlamalar yargı sürecinde değerlendirilmelidir. Ancak kamuoyunun da açıklamaları, çağrıları ve bunların doğurabileceği sonuçları sorgulama hakkı vardır.

Burada sorulması gereken soru basittir: Kardeşlikten söz edenler, kardeş bir ülkenin egemenliğine ve halkının siyasi iradesine saygı göstermeyi de biliyor mu?

Azerbaycan’ın iç siyaseti hakkında söz söylemek isteyen herkes, öncelikle kullandığı dilin sorumluluğunu üstlenmelidir. Eleştiri, hakaretle; siyasi muhalefet, bir ülkenin düzenini zorla değiştirmeye yönelik çağrılarla aynı şey değildir. Bu sınırın nerede aşıldığı ise sloganlarla değil, açıklamaların tam metni ve hukuki değerlendirmelerle ortaya konulmalıdır.

Türkiye’deki herkesin Azerbaycan yönetimini desteklemek zorunda olduğu söylenemez. Fakat siyasi görüş ayrılıkları, Azerbaycan halkına karşı küçümseyici bir dil kullanılmasını veya iki ülke arasındaki kardeşliğin hoyratça tartışmaya açılmasını haklı çıkarmaz.

Azerbaycan’ın egemenliği, Türkiye’deki hiçbir kişinin siyasi gösterisine malzeme edilemez. Aynı şekilde, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik de kişisel siyasi hesapların aracı hâline getirilmemelidir.

Fatih Tezcan ve Ahmet Şanlı’nın açıklamaları da bu çerçevede, söylenen sözler üzerinden açıkça tartışılmalı; kamuoyu, kimin ne söylediğini ve hangi çağrıda bulunduğunu doğrudan görmelidir. Kimse eleştiriden muaf değildir. Kimse de siyasi iddialarını ortaya koyarken sözlerinin hesabını vermekten azade değildir.

Türk milleti ile Azerbaycan halkı arasındaki bağ, tek tek siyasetçilerin veya yorumcuların tutumundan çok daha büyüktür. Bu bağı korumak, yanlış bulduğumuz her söze alkış tutmakla değil; gerçekleri araştırmak, egemenliğe saygı duymak ve kardeşliği kişisel hesapların üzerinde tutmakla mümkündür.

Azerbaycan’a yönelik sözler elbette tartışılacak. Fakat bu tartışmada unutulmaması gereken bir gerçek var: Kardeşlik, yalnızca işine geldiğinde hatırlanacak bir kelime değildir.

Selim Karadayı | İstikbal Postası