AA Analiz'de Yusuf Bahadır Keskin, İsrail'de 27 Ekim seçiminde Arap partilerinin 12 sandalyesinin dengeyi bozabileceğini değerlendirdi. Arap vatandaşların sandıkta belirleyici olabilecek kadar kalabalık olduğu ancak hükümet masasına oturacak kadar meşru görülmediği ifade edildi.
Amasya Üniversitesi Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Öğretim Üyesi Dr. Yusuf Bahadır Keskin, İsrail'deki seçim sürecinde Arap partilerinin belirleyici rolünü ve hükümet kurma sürecindeki siyasi dengeleri AA Analiz için kaleme aldı.
***
İsrail 27 Ekim'de sandığa gidiyor ve bu seçimdeki tablo geçmiştekilerden biraz farklı oluşabilir. Anketlere göre, Binyamin Netanyahu'nun bloğu da onu devirmek isteyen muhalefet de 52'şer sandalyede takılı kalmış durumda ve 61 sandalyelik çoğunluğa tek başlarına ulaşamıyorlar. Dengeyi bozacak ve yeni hükümetin yolunu açacak 12 sandalye ise İsrail siyasetinin yıllardır masaya oturtmadığı Arap partilerine ait.
Bu seçime dair ortada bir paradoks yatıyor; Arap seçmen, hükümeti kimin kuramayacağını belirleyecek kadar güçlü ama İsrail siyasetinin yazılı olmayan kuralları, kimin hükümet kuracağına Arapların karar vermesine de izin vermiyor.
İşgal coğrafyasında kalan Araplar
1948'de İsrail'in kuruluşuyla birlikte yaşanan Nekbe'de yaklaşık 750 bin Filistinli vatanından sürgün edildi. İşgal devletinin sınırları içinde kalan 150 bin kadar Arap ise bir gecede kendi vatanında azınlık durumuna düştü. Seyahat serbestisinden, iş bulmaya kadar hayatlarının her alanında İsrail denetimi altında yaşadılar. İsrail bu nüfusa vatandaşlık hakkı tanımakla birlikte onları her zaman bir güvenlik sorunu olarak gördü.
İsrail Merkezi İstatistik Bürosu (CBS) verilerine göre, 10,3 milyonluk nüfusun yaklaşık 2,2 milyonunu Arap toplumu oluşturuyor ki bu toplam nüfusun yüzde 21'ine tekabül ediyor. [1] Seçmenlerin içindeki pay ise yaklaşık yüzde 16-17 bandında. Aradaki farkın iki nedeni var: İlki genç nüfusun fazlalığı, ikincisi ise resmi nüfus verilerine dahil edilen [2] Doğu Kudüs'teki yaklaşık 350 bin Filistinlinin çoğunluğuna vatandaşlık yerine, "daimi sakin"[3] statüsü tanımlanması. [4] Böylelikle Arapların büyük bir kısmı belediye seçimlerinde oy kullanabilirken, Knesset seçimlerinde oy kullanamıyorlar. Yine de kabaca her altı seçmenden birinin Arap olduğu gerçeği önümüzde duruyor. Kimlik meselesi ise hala çözülebilmiş değil. Devlet bu toplumu "İsrail Arapları" diye adlandırsa da toplumun önemli kısmı kendisini "İsrail vatandaşı Filistinli" şeklinde tanımlıyor. [5]
Dışlanmışlık ve baskı
İsrail'in kendi içerisindeki Arap toplumuyla ilişkisini en açık haliyle okullar üzerinden görmek mümkün. Arap öğrenciler kendi dillerinde eğitim alabiliyor ancak işin aslı pek de göründüğü kadar hoşgörülü değil. Uzun yıllar Yahudi yöneticilerin elinde oluşan Arap Eğitimi Dairesi'nin önceliği pedagojik nitelik değil, siyasi olarak pasif ve itaatkar bir azınlık yetiştirmekti. Müfredatta Filistin tarihi, Nekbe ve Mahmud Derviş gibi ulusal tarih ve edebiyatın simgeleri dışarıda bırakılıp; Yahudi kültürü ve Siyonist anlatı eklendi. Öğretmen ve müdür atamaları Şin Bet'in gizli onayına bağlanıp, Filistinli kimliğini saklamayan eğitimciler sistemin dışına itildi. Mesleki ve teknik eğitime yönelik kısıtlamalar, Arap gençlerini iş piyasasının niteliksiz kademelerine mahküm eden bir bağımlılık ilişkisi üretmeyi amaçlıyor.
Sosyoekonomik tabloda da bu ayrışmayı görmek mümkün. Arap yerleşimleri yoksulluk, istihdam ve altyapı göstergelerinde ülke ortalamasının belirgin biçimde gerisinde kalıyor. Toplumun bir numaralı gündemi ise suç. 2025 yılı çok azı aydınlatılabilen 252 cinayetle Araplar adına kayıtlardaki en kanlı yıl oldu. [6] 2026'da Eylül itibarıyla sayı 168'e ulaşmış durumda. [7] Arap vatandaşların yüzde 71'i toplumun en öncelikli sorunu olarak "şiddeti" görüyor ve bu tırmanışın Itamar Ben-Gvir'in Ulusal Güvenlik Bakanlığı dönemine denk gelmesini tesadüf saymıyor. [8] Suç oranındaki tırmanışa yönelik kitlesel protestolar, Arap partilerini yeniden ortak liste kurmaya iten baskının ana kaynaklarından birisi.
-Dört parti, iki strateji
Arap siyaseti kendi içerisinde dört ana parti üzerinden geniş bir ideolojik yelpazeye dağılmış durumda. Yahudi üyeleri de bulunan Hadaş, komünist kökenli bir Arap-Yahudi sol hareketi. Ahmed Tibi'nin partisi Ta'al pragmatik bir Arap milliyetçiliği çizgisini temsil ederken Balad, İsrail'in "tüm vatandaşlarının devleti" olmasını savunan Filistin milliyetçisi çizgide. Ra'am ise Güney İslami Hareketi'ne bağlı muhafazakar-İslamcı bir yapı olarak tanımlanıyor.
İki devletli çözüm, Ulus-Devlet Yasası'na muhalefet ve eşit vatandaşlık gibi temel konularda Arap partiler büyük ölçüde hemfikir. Ortak Liste, Filistin ulusal kimliğini ve iki devletli çözümü merkeze koyuyor. Asıl ayrışma ise stratejide. Ra'am'ın lideri Mansur Abbas, 2021'de Bennett-Lapid hükümetine katılarak bir ilke imza atmıştı. Parti, kimlik siyaseti yerine sistemin içinden hizmet ve bütçe payı almayı esas alıyor ve koalisyon pazarlıklarında esnek davranmayı tercih ediyor. Abbas, Arap partilerinin İsrail'in Yahudi karakterini siyasi bir gerçeklik olarak kabul ettiğini söylüyor hatta listesine ilk defa Yahudi-Siyonist bir aday olan eski İç Güvenlik Bakan Yardımcısı Yoav Segalovitz'i dahil etti. Eski bir polis generali ve siyonist Segalovitz, Ra'am için bir "siyasi kullanılabilirlik sertifikası" işlevi görebilir zira Abbas'ın asıl hedefi oy sayısı değil, aldığı oyun sandıktan sonraki siyasi değerini artırmak.
Tek liste olamamalarının nedeni de tam olarak bu. Ocak ayında dört parti, tabandan gelen baskıyla yeniden birleşme sözü verdi ancak Abbas, bir sonraki koalisyona bağımsız olarak davet edilme umuduyla ittifaktan uzak durdu. Arap seçmenlerin yüzde 82'si ortak listeden yana olsa da Ra'am'ın hesabı farklı. [9] Ortak Liste'nin içinde kalırsa Yahudi partilerin gözünde "uzak durulacak" bloğun parçası olacak ve eğer ayrı durursa koalisyon masasına oturabilecek tek Arap aktör olabilir.
Ra'am ile Ortak Liste'nin bu stratejik ayrışması, kampanyanın en sert anında önemini yitirdi. İsrail Merkez Seçim Kurulu, 23 Eylül'de iki listeyi de seçimden menetti fakat Yüksek Mahkeme 2 Ekim'de bu kararı oybirliğiyle bozdu. Balad lideri Sami Ebu Şehade ise Aksa Tufanı Operasyonu hakkında yazdığı bir makale nedeniyle adaylıktan çekilmek zorunda kaldı. Siyasi çoğunluğun dışladığı, yargının geri getirdiği bu döngü, Arap vatandaşların siyasi meşruiyetinin sınırlarının hala tartışmalı olduğunu gösteriyor.
Arap seçmenin sandığa gitmeme sorunsalı
Rakamlar Arap seçmenin sahip olduğu gücü ortaya koyuyor. Son anketlerde iki Arap listesi toplam 12 sandalyeye ulaşmış görünüyor ve Netanyahu bloğu ile muhalefetin 52'şer sandalyede kilitlendiği senaryoda, Arap partileri kritik bir önem kazanabilir. [10] Ama bu gücün asıl anahtarı sandalye değil; katılım. Arap seçmenin katılım oranı 1999'da yüzde 75'ti, Ra'am'ın Ortak Liste'den ayrıldığı 2021'de yüzde 44,6'ya kadar düştü, 2022'de ise yüzde 53,2'de kaldı. [11]
Peki böylesi bir atmosferde Arap seçmen neden sandığa gitmiyor? Birincisi, tam anlamıyla geçerli bir sebep olmamakla birlikte oy verseler bile hiçbir hükümetin önceliklerini dikkate almayacağına ve temsilcilerini meşru ortak saymayacağına dair yaygın bir güvensizlik var. [12] İkincisi, Arap partileri arasındaki bölünmüşlük seçmeni küstürüyor. Mayıs ayındaki bir ankete göre katılım yüzde 53 civarında olabilir. Eğer dört parti tek listede birleşebilseydi bu oran yüzde 67'ye kadar çıkabilecekti. [13] Üçüncüsü ise kampanyalardaki dışlayıcı dil ve diskalifiye girişimlerinin, yabancılaşmayı derinleştirmesi.
Seçimden sonraki gün
27 Ekim akşamı İsrail siyaseti tanıdık bir açmazla karşı karşıya kalabilir. Muhalefet, Netanyahu'yu devirmek için Arap sandalyelerine muhtaç ama Naftali Bennett, Arap partileri Siyonist olmadığı için onlarla çalışmayacağını söylüyor. 2021'de Abbas'la aynı hükümette yer alan Liberman da bu kez Ra'am'ı ortak olarak görmüyor. Kamuoyu da aynı çizgide: İsraillilerin yüzde 59'u herhangi bir Arap partisinin koalisyonda bulunmasını desteklemiyor. [14]
Bu durumda dört ihtimal öne çıkıyor. Bunlardan ilki; Segalovitz hamlesinin işe yaraması ve Ra'am'ın 2021'deki gibi doğrudan koalisyona girmesi. İkincisi, 1992'de Rabin hükümetini dışarıdan destekleyen Arap partilerinin "engelleyici blok" modelinin yeniden canlanması. Bu senaryoda Ra'am koalisyonda yer almadan, Eisenkot liderliğindeki bir azınlık hükümetine güvenoyu verebilir. Üçüncüsü, hiçbir bloğun 61'e ulaşamadığı bir kilitlenmenin getireceği yeni bir seçim. Dördüncüsü ise Netanyahu'nun merkez sağdan partileri yanına çekip Arap partilerini tümüyle devre dışı bırakan geniş bir ulusal hükümet kurması.
Kimse ittifaka yanaşmasa bile Netanyahu bloğunun 61'e ulaşmasının önündeki en önemli engel Arap partileri. Asıl riskli noktayı doğru görmek gerekiyor; oy verdiği halde masaya oturtulmayan bir toplumda "sandık işe yaramıyor" duygusu derinleşiyor ve bir sonraki seçimde katılım daha da düşebiliyor.
-Sonuç: 70 yıllık çelişki
Arap vatandaşlar sandıkta belirleyici olabilecek kadar kalabalık lakin hükümet masasına oturacak kadar meşru görülmüyorlar. Bu seçimde de büyük ihtimalle iktidarı belirleyen siyasi güç olamayacaklar ama iktidar bozucu olma şansları var. 27 Ekim seçimi, İsrail'deki Arap siyasetinin 70 yıllık çelişkisi bir kez daha gün yüzüne çıkacak.
Seçimden sonra cevaplanacak asıl soru ise şu; İsrail siyaseti, nüfusunun beşte birini oluşturan bir toplumun oylarını yalnızca bir engel olarak görmeye devam mı edecek yoksa onları meşru bir ortaklığın parçası sayabilecek mi?
[1] i24NEWS, Eylül 2026, https://www.i24news.tv/en/news/israel/society/artc-israel-s-population-reaches-10-3-million-ahead-of-rosh-hashanah
[2] The Jerusalem Post, 2026, https://www.jpost.com/opinion/article-902973
[3] Araplar arasında "Kudüs kimliği" ya da "mavi kimlik" olarak bilinir.
[4] Human Rights Watch, 8 Ağustos 2017, https://www.hrw.org/news/2017/08/08/israel-jerusalem-palestinians-stripped-status
[5] Moshe Dayan Merkezi, Integration and Influence: Survey of Arab Citizens in Israel, Mayıs 2026, https://dayan.org/content/integration-and-influence-survey-arab-citizens-israel
[6] Times of Israel, Haziran 2026, https://www.timesofisrael.com/man-shot-dead-near-northern-arab-israeli-town-of-kabul-in-suspected-homicide/
[7] Ynet News, Eylül 2026, https://www.ynetnews.com/article/hk3tuxu00gl
[8] Moshe Dayan Merkezi, a.g.e.
[9] Arab Center Washington DC, 2026, https://arabcenterdc.org/resource/prospects-for-an-effective-arab-joint-list-in-israel/
[10] The Jerusalem Post, 9 Ekim 2026, https://jpost.com/israel-election-2026/article-911139
[11] Jewish Virtual Library, https://www.jewishvirtuallibrary.org/israeli-central-elections-committee
[12] ACI Task Force, 12 Ağustos 2026, https://www.acitaskforce.org/?p=17639
[13] Moshe Dayan Merkezi, a.g.e.
[14] The Jerusalem Post, 9 Ekim 2026, a.g.e.
[Dr. Yusuf Bahadır Keskin, Amasya Üniversitesi Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Öğretim Üyesidir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.